ad vitam æternam
  Çorum Saati
Türkiye'de Adli Kolluk Sorunu
Yazar : Esra Yılmaz
02.06.2015

TÜRKİYE’DE ADLİ KOLLUK SORUNU*

ESRA YILMAZ**

GİRİŞ

Suç ve suçluluğun tarihi en az insanlık tarihi kadar eski olup ilk insanla birlikte ilk suç da işlenmiş ve insan topluluklarının bulunduğu her yerde suç, toplumun ayrılmaz bir unsuru haline gelmiştir[1]. İnsan topluluklarının oluşumu ve insanların toplum halinde yaşamaya başlamaları, kaçınılmaz ve vazgeçilmez bir durum olmakla birlikte, bu durum, toplum içinde düzenin ve güvenliğin sağlanmasını gerektirir. Devletlerin en önemli görevlerinden birisi de insanların toplumda huzur, güven ve refah içerisinde yaşayabilmelerini sağlamaktır. Güvenliği sağlamak ve korumak amacıyla devletler birtakım tedbirler almış ve bazı güvenlik birimleri oluşturma yoluna gitmişlerdir. Kamu düzeninin sağlanması için idari ve adli birimler yönetimi altında iç güvenlik kuvvetleri yani kısa adıyla kolluk kuvvetleri oluşturulmuştur.

Düzeni sağlamakla görevli olan kolluk kuvvetleri bir taraftan karmaşık ve çeşitliliği artan suçlarla mücadele ederken diğer taraftan ise kişi hak ve hürriyetlerinin, insan haklarının güvencesini sağlamakla sorumludur. Bütün bunları aynı anda sağlamak bilgi ve becerinin yanında aynı zamanda oldukça zor ve dikkat gerektiren bir çalışmayı gerektirmektedir. Bu durum ise suç ve suçlularla etkili ve hızlı mücadele edebilmek, ceza adaleti sisteminin işleyişine hız kazandırmak, hem hukuk kuralları konusunda hem de suç araştırmaları konusunda uzmanlaşmayı sağlamak ve insan hakları ihlalleri yapmadan suçları aydınlatabilmek için bu konularda uzmanlaşmış “adli kolluk” yapılanmasını gündeme getirmiştir. Her geçen gün ise adli kolluk yapılanması önemini arttırmaktadır.[2]

Bu çalışma, 17 Aralık Operasyonu sonrası gündeme gelen ve Türkiye’de ayrı bir kuruluşu ve personeli bulunmayan, genel kolluk içerisinde yapılanmasını tamamlamış olan adli kolluk kurumunun günümüzde yaşadığı sorunları tespit etmek üzere hazırlanmıştır. Çalışmada Türkiye’de görülen adli kolluk sorunları belirtilecek olup daha sonra doktrinlerdebu sorunların çözümüne ilişkin getirilen öneriler incelenecektir.

 

  1. TÜRKİYE’DE KOLLUK TEŞKİLATI

Kolluk, devletin kurumsallaşmasıyla birlikte doğmuş olup, genel kapsamda düzen, asayiş ve güvenlik anlamlarını çağrıştırmaktadır. Kolluk kavramı, koruyucu ve düzenleyici görev ifa eden tüm kurum ve kuruluşları kapsamaktadır. Dolayısıyla devletler kendi bütünlüklerini dış tehditlere karşı korumak ve kendi hâkimiyetleri altındaki insan topluluklarının huzurlu ve güvenli bir yaşam sürdürmelerini sağlamak, ülke içerisindeki asayişi ve toplum düzenini korumak, suç ve suçluları yakalayıp bunlarla mücadele etmek amacıyla kolluk kuvveti olarak tabir edilen silahlı ve özel birimlerden oluşan bir kuvvet yapılanmasına gitmişler ve bu yapılanmayı bünyelerinde bulundurmuşlardır.[3]

Doktrinde üzerinde uzlaşmaya varılmış bir kolluk kavramı olmamakla birlikte mevzuatta polis, zabıta ve kolluk terimleri aynı anlamlarda kullanılmaktadır. Çeşitli yazarlar tarafından benzer ifadelerle birçok kolluk tanımı yapılmıştır. Akyılmaz’a göre, kamu düzeninin sağlanması, korunması ve kamu düzeninin bozulması durumunda eski hale gelmesi için birey ve toplum davranışlarının düzenlenmesi, toplum düzenine aykırı olan eylemlerin zor kullanarak önlenmesi amacıyla oluşturulan teşkilata, yürütülen faaliyete ve bu faaliyeti yerine getiren personele kolluk adı verilir[4]. Yenisey’e göre kolluk; kamu düzenini ve güvenliğini koruma, kollama, suç ve suçluları bulma ile görevi icabı gerektiğinde zor kullanma yetkisine sahip olan ve kanunlarla kendisine verilen yetkiler çerçevesinde görev yapan bir devlet kuruluşudur. Kunter’in tanımına göre ise kolluk; toplumlardaki mevcut düzeni korumak, kanun ve nizam hakimiyetini sağlamak, kurallara karşı gelenleri engellemek, yakalamak ve haklarında ilk yasal işlemleri yapmak gibi görevler üstlenen bir kurumdur.[5]

En temel görevi kamu düzenini sağlamak ve korumak olan kolluğun, bunun yanında suçları önleme, suça el koyma, suçluyu ve suç edevatını ele geçirme, delileri toplama, suçlarla mücadele etme, toplumda kanun hakimiyetini sağlama gibi görevleri de vardır[6]. Koruyucu ve düzenleyici görev ifa eden tüm kurum ve kuruluşları kapsayan kolluk kuvvetleri, iç ve dış tehditlere karşı toplumu ve devleti korumakla görevlidir.[7]

Kolluk kuvvetleri, farklı açılardan incelenerek bir sınıflandırma yapılabilir. Ülkemizde kolluk kuvvetleri, ifa edecekleri görev yerleri açısından yasal olarakbir ayrıma tabi tutulmuştur.3201 sayılı Emniyet Teşkilatı Kanunu (ETK) madde 3’e göre kolluk teşkilatı, Umumi Zabıta (Genel Kolluk) ve Hususi Zabıta (Özel Kolluk) olarak iki kısma ayrılır. Bu durumda kolluk kuvvetlerini; “Genel Kolluk” ve “Özel Kolluk” olarak iki farklı şekilde incelemek mümkündür.[8]

Genel kolluk, ülke genelinde genel güvenlik ve asayiş sağlanması, huzur ve güven ortamının oluşturulması amacıyla kurulmuş, yasal olarak silah kullanma yetkileri olan ve kendilerine misyonları gereği yüklenen görev ve yetkileri çerçevesinde kanunların vermiş olduğu görevleri ifa eden kolluk kuvvetleridir.[9]Genel kolluk, ülke genelinde genel güvenlik hizmetlerini yürütmek amacıyla 3201 sayılı Emniyet Teşkilatı Kanunu (ETK) ile 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu (PVSK) ve 2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanunu (JTGYK) ile oluşturulmuştur[10]. Ülkemizde genel kolluk alanında hizmet veren birimler; polis, jandarma ve sahil güvenliktir.

Genel kolluk dışında kalan, belirli görevleri yerine getirmek amacıyla, özel kanunlarla kurulan kolluk kuvvetleridir. Özel kolluk alanında hizmet veren birimler; Köy Koruyucuları ve Köy Bekçileri, Belediye Zabıtası, Gümrük Muhafaza Görevlileri, Orman Muhafaza Görevlileri, Askeri İnzibat Kolluğu ve 2498 sayılı kanunla, kamuya veya özel kişilere ait bazı kurum ve kuruluşların korunması için kurulan özel güvenlik gibi birimlerdir.[11]

Genel kolluk görevlileri kendi yapılanmaları içerisinde yüklendikleri misyon gereği farklı hizmetleri ifa etmekle görevlendirilmişlerdir. Ülkemizde kolluk kuvvetleri, ifa edecekleri görevler açısından idari kolluk ve adli kolluk olmak üzere bir ayrıma tabi tutulmuştur.İdari kolluk, kamu düzenini korumak amacıyla, kamu düzeni bozulmadan önce gerekli tedbirleri alan kolluk kuvvetleridir. İdari kolluğun en önemli görevi kamu düzenini sağlamaktır. Bunun yanında umumi ve umuma açık yerlerin kontrolü ve denetlenmesi, her türlü yardım görevleri, genel ahlakı koruyucu önlemler, sosyal etkinliklerde ve toplumsal olaylarda gerekli tedbirleri alma, her türlü suç ve suçlularla mücadele etme ve gerekli tedbirleri alma idari kolluğun görevleri arasındadır[12]. İdari kolluğun görevleri, PSVK 1. maddesinde asayişin temini ve muhafazası ile yardım olarak belirlenmiş, yine aynı kanunun 2/a maddesinde ise önleyici tedbirlerden bahsedilmiştir.İdari kolluk aynı zamanda “önleyici kolluk” olarak da bilinmektedir.

Adli kolluk ise, suç şüphesiyle birlikte savcının emri ve onun adına delilleri ve suç şüphelilerini yakalamakla görevli kolluktur[13]. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu adli kolluğu 164.maddesinde şu şekilde tanımlamaktadır:

“Adli kolluk; 4.6.1937 tarihli ve 3201 sayılı Emniyet Teşkilatı Kanununun 8, 9 ve 12 nci Maddeleri, 10.3.1983 tarihli ve 2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanununun 7 nci Maddesi, 2.7.1993 tarihli ve 485 sayılı Gümrük Müsteşarlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 8 inci Maddesi ve 9.7.1982 tarihli ve 2692 sayılı Sahil Güvenlik Komutanlığı Kanununun 4 üncü Maddesinde belirtilen soruşturma işlemlerini yapan güvenlik görevlilerini ifade eder.”

Suç kolluğu olarak da bilinen adli kolluk; ceza adaletinin kısa sürede, etkin, sağlıklı ve verimli bir şekilde işleyebilmesi için, cumhuriyet savcısının gözetim ve denetiminde suçları soruşturan, suçları aydınlatarak suçluları yakalayan, suç delillerini toplayan, bunları adli makamlara teslim eden, bu hususlarla ilgili soruşturma ve kovuşturma işlemlerini insan haklarına saygılı, hukuk kurallarına uygun bir biçimde gerçekleştiren, konularında teknik ve uzmanlaşmış biçimde görev alan kolluk birimleridir.[14]

Genel kolluk içerisinde yapılanan adli kolluk ve idari kolluğun görev ve yetkileri arasında çok ince bir çizgi vardır. Bu iki kolluk arasında ancak görevleri bakımından farklılıklar meydana gelmektedir. Bu farklılıklara değinecek olursak;

1- İdari kolluğun temel görevi kamu düzeninin bozulmasının önlenmesidir. Adli kolluğun temel görevi ise suç işlenmesi halinde suçlunun ortaya çıkarılması, suçluların ve suç delillerinin bulunarak adli makamlara teslim edilmesinin sağlanmasıdır.

2- İdari kolluğa idare hukuku uygulanmaktadır ve çıkan uyuşmazlıklar idari yargıya tabi olmaktadır. Adli kolluğa ise ceza hukuku uygulanmakta ve çıkan uyuşmazlıklarda adli yargı yetkili olmaktadır.

3- İdari kolluk sadece devlet adına değil aynı zamanda mahalli idareler adına da görev ifa ederken adli kolluk yalnızca devlet adına görev ifa etmektedir.

4- İdari kolluğun hem düzenleyici hem de bireysel işlemler yapmaya imkanı var iken adli kolluğun sadece bireysel işlemler yapma yetkisi bulunmaktadır.[15]

Belirttiğimiz gibi kolluk kuvvetleri mevzuatta, görev yerleri açısından ve ifa ettikleri görevler açısından bir ayrıma tabi tutulmuş, genel kolluk içerisinde yer alan adli kolluk sadece ifa ettikleri görevler bakımından idari kolluktan ayrılmış, ülkemizde adli kolluk örgütlenmesinin kendine has bir kuruluşu oluşturulmamıştır.

 

  1. TÜRKİYE’DE ADLİ KOLLUK ÖRGÜTLENMESİ

Suçlulukla etkili ve hızlı mücadele edilebilmesi, suçluların yakalanarak cezalarının infazının sağlanması, çağın gerektirdiği bilimsel ve teknolojik yöntem ile araç ve gerecin kullanılması suretiyle delillerin toplanması ve muhafaza altına alınması, bu alanda uzmanlaşmanın sağlanması gibi hususlar dikkate alınarak batı Avrupa ülkeleri dâhil dünyanın birçok ülkesinde oluşturulan adli kolluk müessesesi, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile hukukumuzda ilk defa yer almıştır[16]. Ancak bu kanun ile adli kolluk örgütlenmesi birçok ülkede olduğu gibi genel kolluk içerisinde yer almış, adli kolluk idari kolluktan yalnızca görev bakımından ayrılmıştır. Genel kolluk içerisinde yer alan adli kolluğun ülkemizde kendine has bir kuruluşu ve personeli bulunmamaktadır. Adli kolluğun amiri cumhuriyet savcısı olup, görevlileri genel kolluk içerisinden seçilir. Adli kolluğun temel görevleri; suçları kovuşturma, suçluları yakalama ve adli makamlara teslim etmedir[17]. Türkiye’de adli kolluk yapılanmasına ilişkin olan birimler; polis, jandarma, sahil güvenlik ve gümrük muhafaza müdürlükleridir.[18]

Polis, toplumun dirlik ve düzenini sağlayan, insanların temel haklarının kullanmasındaki güvencesi olan, konut dokunulmazlığını, halkın, ırz, mal ve canını koruyan, toplumun huzur ve güven içerisinde yaşamasını sağlayan, yardım isteyenlere, yardıma ihtiyacı olan çocuk, sakat ve düşkünlere yardın eden, yasa ve diğer mevzuatların verdiği görevleri yapan teşkilattır[19]. Bir başka tanımda ise polis, kamu güvenliğini sağlayan ve konut dokunulmazlığını koruyan, halkın ırz, can ve mal güvenliğini ve kamunun dinlenme hakkını sağlayan ve bunlarla ilgili her türlü saldırı ve sarkıntılığı önlemek ve saldırganları yakalamak ve haklarında soruşturma yapmakla yükümlü olan teşkilattır[20]. 3201 sayılı Emniyet Teşkilatı Kanunun 8.maddesine göre polis; idari, siyasi ve adli polis olmak üzere üçe ayrılmıştır. İdari polis, toplumdaki düzeni korurken; siyasi polis, devlet güvenliği ile ilgili faaliyetleri yürütür. Adli polis ise tam teşekküllü polis karakolu bulunan yerlerde suç işlenildiği şüphesinin ortaya çıkmasından sonra yapılması gereken işlerle uğraşır. Polisin görev alanı belediye teşkilatı olarak yapılanmasını tamamlamış bulunan yerleşim birimleri sınırları dahilindedir. Belediye sınırları dışında kalan alanlar, polisin görev alanı dışındadır. Merkezde Emniyet Genel Müdürlüğü olarak İçişleri Bakanlığı çatısı altında olan polis teşkilatı taşrada il ve ilçe şeklinde yapılanmıştır. İl merkezlerinde vali, ilçe merkezlerinde ise kaymakamlara bağlı olarak hizmet vermektedirler.[21]

2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanunu’nun 3.maddesine göre jandarma;emniyet, asayiş ve kamu düzeninin korunmasını sağlayan, diğer kanun ve nizamların verdiği görevleri yerine getiren silahlı, askeri bir güvenlik ve kolluk kuvvetidir. Genel kolluk içerisinde polis teşkilatından sonra ikinci en önemli kolluk kuvvetini teşkil eden jandarma teşkilatı, genel kolluğun bir parçasıdır. Jandarma Teşkilatı Görev ve Yetkileri Kanununun 4.maddesine göre Jandarma Genel Komutanlığı, Türk Silahlı Kuvvetlerinin bir parçası olup, Silahlı Kuvvetlerle ilgili görevleri eğitim, öğrenim ve lojistik açıdan Genel Kurmay Başkanlığına, emniyet ve asayişe yönelik işleriyle, diğer görev ve hizmetlerin ifası yönünden ise İçişleri Bakanlığına bağlıdır. Suçla ve suçlarla mücadele, araştırma ve soruşturma faaliyetleri kırsal kesimde jandarma teşkilatı tarafından yürütülür. Jandarma teşkilatı ve mensupları, adli görevleri yerine getirilmesi yönünden savcılara bağlıdır.[22]

Denizlerden gelebilecek her türlü genel güvenliğin ve asayişin bozulmasına sebebiyet verecek tehditlere karşı gerekli olan önlemleri alabilmek amacıyla 9/7/1982 tarih ve 2692 sayılı Sahil Güvenlik Komutanlığı Kanunu ile Sahil Güvenlik Komutanlığı kurulmuştur[23]. 2692 Sayılı Sahil Güvenlik Komutanlığı Kanunu’nun 4. Ve 5. maddelerinde, komutanlığın görevleri ayrıntılı bir şekilde belirtilmiş olup sahil ve karasularımızı korumak ve güvenliğini sağlamak, deniz yoluyla yapılan her türlü kaçakçılık eylemlerine mani olmak, eski eser kaçakçılarını takip edip yakalamak, 2565 sayılı askeri yasak bölgelerindeki kanuna aykırı eylemleri önlemek, izlemek, suçluları yakalamak, gerekli işlemleri yapmak, yakalanan kişi ve suç vasıtalarını yetkili makamlara teslim etmek, deniz kıyılarında görülecek başıboş şüpheli cisimler için gerekli tedbirleri alarak ilgili makamlara iletmek ve diğer kanunların kendilerine verdiği görevleri ifa etmekle birlikte gerektiğinde Deniz kuvvetleri Komutanlığı emrinde ülke savunmasına katkıda bulunmak bu görevler arasındadır.

Gümrükler Muhafaza Genel Müdürlüğü, 485 sayılı Müsteşarlığın Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 8.maddesi gereği, adli kolluk görevi yapan kurumlar arasına dahil edilmiştir.Hava ve deniz limanlarında, serbest bölgelerde, gümrük teşkilatı olan sair yerlerde gümrük görevleriyle kaçakçılığın, men, takip ve tahkik görevlerini yerine getirmek amacıyla Gümrük Muhafaza Müdürlüğü kurulmuştur. 4926 sayılı kaçakla mücadele kanunu kapsamına giren suçları önlemek, araştırmak ve yakalamak da gümrük muhafazanın görevleri arasındadır.[24]

 

  1. TÜRKİYE’DE ADLİ KOLLUK SORUNU

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununda adli kolluktan söz edilmiş, adli kolluğun görev, yetki ve personelinden bahsedilmiştir. Ancak bu kanun ile adli kolluk genel kolluktan ayrılmamış, aksine genel kolluk içerisinde yapılanmasını tamamlamıştır. Günümüzde adli kolluk kurumuhala çok sorunlu bir alandır. Bu sorunlar; mevzuattan kaynaklanan sorunlar, uygulamadan kaynaklanan sorunlar, iki başlılık sorunu, personel sorunu ve teknik sorunlar olmak üzere beş genel başlık altında gruplandırılabilir.

 

a)      Mevzuattan Kaynaklanan Sorunlar

Dünya ülkelerinde olduğu gibi ülkemizde de hukukçulardan sonra kanunları ve mevzuatları takip etmesi gereken en önemli kurumlardan birisi kolluk kuvvetleridir. Çünkü kolluk kuvvetleri düzenin ve asayişin sağlanması için çalışmaktadır. Düzenin bozulması demek mevcut düzeni sağlayan kanunlara ve mevzuatlara uyulmaması demektir. Kanunlara uyulmaması, aksine hareket edilmesi suç olgusunun varlığını oluşturur. Dolayısıyla kolluk kuvvetleri hangi hareketlerin suç teşkil edeceğini, suçun maddi ve manevi unsurlarını ve niteliklerini bilmek ve buna göre hareket etmek zorundadırlar. Çünkü yapılacak küçük bir hata, insanların hak kayıplarına ve mağduriyetliklerine yol açabilmektedir[25]. İşte bu yüzdendir ki adli kolluğa ilişkin sorunların bir kısmı mevzuatın iyi bilinmemesinden ve/veya mevzuatın kendisinden kaynaklanmaktadır.

Mevzuatta adli ve idari kolluğun görev ve yetkileri belirtilmiş, iki kolluk arasındaki görev ve yetki sınırlarına mevzuatta değinilmiştir. Her ne kadar mevzuatta adli kolluğa adli olmayan görev ve hizmetlerin yerine getirilmesi konusunda sorumluluk yüklenilmiş olsa da bu durum bazı sıkıntılara sebep olmakta, adli kolluk görevlilerinin hizmetleri sırasında aynı zamanda idari görevleri yerine getirmesi durumunda kalması, soruşturmaların gecikmesine ve ayrıntıların gözden kaçmasına neden olmaktadır.[26]

Görülen problemlerden bir diğeri adli kolluk personeli üzerindeki idari görevlerin fazla olmasıdır. Adli kolluk yönetmeliğinde “adli kolluk personeli adli görevlerinin haricinde idari üstlerinin emrindedir” maddesi adli kolluk personeline idari görevlerin verilebileceği yolunu açmaktadır. Dolayısıyla idari görevlerin verilmesini mevzuata bağlayanlar ve bunun adli kolluğun görev yükünü arttıran bir sıkıntı olarak görüp bu sorunun mevzuattan kaynaklandığını belirtmektedirler.[27]

Adli kolluk yönetmeliğine göre soruşturma davasını sadece cumhuriyet savcısı açabilmektedir. Adli kolluk görevlilerinin soruşturma başlatma yetkisi yoktur. Adli kolluk görevlilerinin soruşturma başlatma yetkisinin olmaması işlerin hızlı bir şekilde yürütülmesine olanak vermemekte hatta işleri geciktirmektedir.[28]

Mevzuattan kaynaklanan bir diğer sorun ise cumhuriyet savcılarının adli kolluk görevlileri hakkında sadece görevi ihmal davası açmaya yetkili olmasıdır. Savcıların kolluk görevlilerine karşı görevde yükseltme, disiplin cezası verme, nakletme gibi yetkilerinin olmaması, bu yetkilerin idari amirlerin elinde olması, savcıların kolluk üzerinde özlük haklarının bulunmaması, kolluk görevlilerinin adli görevleri değil de idari görevleri tercih etmesine sebebiyet vermektedir.[29]

 

b)     Uygulamadan Kaynaklanan Sorunlar

Adli kolluğun karşılaştığı sorunların kategorize edildiği bir diğer başlık ise uygulamadan kaynaklanan sorunlardır. Adli kolluk görevlileri, kanunlarda belirtilen görevlerini ifa ederken bazı sorunlarla karşılaşmakta ve uygulama aşamasında ortaya çıkan bu sorunlar soruşturmanın hızlı bir şekilde yürütülmesine olanak vermemekte ve hatta soruşturmaların gecikmesine mahal verebilmektedir.

Adli kolluk, adli hizmetlerden doğan görev ve yetkilerinden dolayı cumhuriyet savcılarıyla, idari görevlerinden doğan görev ve yetkilerinden dolayı kendi üstleriyle ve mülki idare amirleriyle ilişkileri bulunmaktadır. Bazı durumlarda adli kolluğun adli amiri olmayan idari üstleri ya da mülki idare amirleri tarafından, adli kolluk personelinden adli vaka olaylarıyla ilgili bilgi istenebilmektedir. Bu talep tamamen aslında suç olgusunun devam edebilme ihtimaline karşı alınacak tedbirler maiyetinde olsa da soruşturmanın gizliliği esasına ters olmaktadır. Böyle durumlarda adli kolluk personeli bilgi aktarma konusunda sıkıntılara düşebilmektedir. Çünkü idari üstlerince olaya müdahil veya bazı taleplerde bulunabilme olabilmekte, bu durumlar adli kolluğu uygulama aşamasında zora sokabilmektedir.[30]

Uygulamadan kaynaklanan bir diğer sorun ise cumhuriyet savcılarının verdikleri emirleri yazılı hale dönüştürme alışkanlıklarının bulunmamasıdır. Mevzuatta da belirtildiği gibi cumhuriyet savcılarının adli kolluk görevlilerine verdiği emirler yazılı olmalıdır. Ancak savcıların böyle bir alışkanlığının olmaması özellikle, emrin uygulanmamasında hukuka aykırı bir durum ile karşılaşıldığında, kolluk ile cumhuriyet savcısı arasında, verilen emrin içeriğinin yanlış anlaşıldığı tartışmalarının doğmasına sebep olmaktadır[31]. Her ne kadar bu durum, doktrinlerde ve yapılan mülakatlarda büyük bir sorun olarak görülse de konuyla ilgili görüşmeler yapılmış ve yapılan görüşmelerde bu gibi durumların problem teşkil etmediği belirtilmiştir.[32]

 

c)      İki Başlılık Sorunu

Genel kolluk içerisindeki idari kolluk, idari görev ve yetkilerinden dolayı kendi üstlerine ve mülki idare amirlerine bağlı iken, adli kolluk, adli görev ve yetkilerinden dolayı cumhuriyet savcılarına bağlıdır. Adli kolluk, adli olmayan görevlerinde tamamen kendi üstlerinin emrindedir. Mevzuat gereği soruşturma ile ilgili emir ve talimatları sadece cumhuriyet savcıları ve adli kolluk amirleri verebilmektedir[33]. Ancak uygulamada zaman zaman adli görevi bulunmayan üstler ve mülki idare amirleri tarafından da emir verme yetkisi kullanıldığı tespit edilmiştir. Üstelik cezai müeyyidesi olan ve adli görevi bulunmayan üstler ile mülki idare amirleri tarafından verilen bu emir ve talimatlara uymayan adli kolluk personelleri, işyerlerinde pek çok sıkıntıyla karşılaşmışlardır. Fazladan koruma görevleri yazılması, mazeret izinlerinin değerlendirilmemesi vs. gibi.[34]

Asıl üzerinde durulması gereken nokta; bir tarafta yargısal bir organı olan cumhuriyet savcısının, diğer tarafta ise yürütmenin bir organı olan mülki idare amirinin olmasıdır. Ülkemiz “kuvvetler ayrığı” ilkesini benimsemiş, yargı ve yürütme birbirini destekleyen ancak birbirine müdahale etmeyen iki erk olarak kabul edilmiştir. Yakın bir tarihte gerçekleşen 17 Aralık Operasyonu sonrasında meydana gelen bazı sorunlar bu iki erk arasında birtakım problemlerin yaşandığını göstermiştir. Önemli olan yargı ile yürütme erkleri arasındaki sorunların çözülmesi, yürütmenin yargıya müdahale etmemesinin sağlanması ve bu problemin bir an önce çözüme kavuşturulması yolunda adımların atılmasıdır.

 

d)     Personel Sorunu

Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde yaklaşık olarak 250 bin civarında personel bulunmaktadır. Ülkemizde yaklaşık 350 kişiye bir polis düşmektedir. Avrupa ülkelerine kıyasla bu oran çok düşük kalmaktadır. Ülkemizin nüfus sayısı ve artan suç oranları da dikkate alındığında, kolluk personeli sayısındaki yetersizlik büyük bir sorun teşkil etmektedir.[35]

Personel sayısındaki yetersizliğin yanındaen önemli sorunlardan biri detayin ve terfi sisteminde yaşanılan sıkıntılardır. Kolluk terfi ve tayin mevzuatlarına tam olarak uyulsa dahi; adli kolluk olarak görev yapan bir personelin idari kolluk birimlerine atanması, bir takım sakıncaları doğurmaktadır. İlk olarak yetişmiş olan personelin performans kaybına neden olabilmekte ve en önemlisi adli kolluk örgütlenmesini derinden etkilemektedir. Bununla birlikte tayin gören personelin yerine tekrar yenisinin yetiştirilmesi zaman kaybına neden olabilmektedir. İşte bu durum adli kolluk yapılanmasının ya da mevcut sistemle branşlaşma sisteminin hayata geçirilmesinin önüne geçmektedir.[36]

Personelin yeterli eğitime ve uzmanlığa sahip olmaması da adli kolluk sorunları içerisinde büyük bir önem arz etmektedir. Adli kolluk, bünyesinde, insan haklarını iyi bilen, araştırma ve delil toplama tekniklerinde uzmanlaşmış personeli barındırmalıdır. Ancak günümüz şartlarına bakıldığında adli kolluk personelinde sayılan bu vasıfların bulunmadığı görülmektedir. Her ne kadar hizmet içi eğitimlerle ve yapılan çalışmalarla bu sorun giderilmeye çalışılsa da çok fazla etkili olmadığı söylenebilir.[37]

 

e)      Teknik Sorunlar

Adli kolluk görevlilerinin görevlerini ifa edebilmeleri için araç, gereç, donanım, teknik imkanlar ve teknolojik cihazların, adli kolluk işlevinin hizmetine sunulması gerekmektedir. Adli kolluğun karşılaştığı bazı problemler işte bu hizmetlerin hiç ya da eksik sunulmasından kaynaklanmaktadır.[38]

Ülkemizde kolluk kuvvetlerine tahsis edilen araç sayısı oldukça azdır. Adli kolluk ifa eden birimlerin aynı zamanda idari görevleri de olduğundan araçlar genel olarak idari görevlere sevk edilmekte, adli olayların çözümüne ilişkin durumlarda bu araçların dönüşü beklenmektedir. İşte bu durum soruşturmaların gecikmesine ve işlerin aksamasına sebebiyet vermektedir[39]. Analiz ve sentezlerin yapılabileceği laboratuarların her ilde olmaması, doktor ve savcı odalarının bulunmaması ve lojistik eksiklikler, teknik sorunların başında gelmekte, adli kolluğu zora sokmakta ve işleri geciktirmektedir.[40]

 

SONUÇ

İnsan hak ve hürriyetlerinin korunmasıyla beraber özgürlüklerin kullanılmasına olanak sağlanması devletlerin en önemli görevleri arasında yer almaktadır. Devletler, insan hak ve hürriyetlerinin korunmasında ve teminat altına alınmasında en önemli görevleri, adaleti ve güvenliği sağlayıcı kurumlara, kolluk kuvvetlerine vermişlerdir.

Kolluk kuvvetleri ifa ettikleri görevler itibariyle adli ve idari kolluk olmak üzere ikiye ayrılmış, kamu düzenini korumak amacıyla, kamu düzeni bozulmadan önce gerekli tedbirleri almak idari kolluğa, suç işlenip kamu düzeni bozulduktan sonra işlenen suçu ve suç delillerini ortaya çıkarmaya ve suçu işleyenleri yakalayıp adli makamlara teslim etmeye yönelik faaliyetleri yapmakta adli kolluğa yüklenilmiştir.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile birlikte adli kolluk kurumu hukuk alanımızda ilk defa yerini almıştır. Ancak bu kanun ile adli kolluk, genel kolluktan ayrılmamış, genel kolluk içerisinde yapılanmasını tamamlamıştır. Ülkemizde adli kolluğun kendine has bir kuruluşu ve personeli bulunmamakta, idari kolluktan yalnızca görev bakımından ayrılmaktadır.

Günümüzde hala sancıları devam eden ve tartışmaların merkezinde bulunan adli kolluk kurumu, pek çok sorun ile karşılaşmaktadır. Bu sorunlara değinecek olursak;

1- Mevzuattan kaynaklanan problemler

2- İdari görevlerin fazlalığı

3- Soruşturma davasını sadece cumhuriyet savcılarının açabilmesi

4- Cumhuriyet savcılarının adli kolluk üzerinde özlük haklarının bulunmaması

5- Cumhuriyet savcılarının emirlerini yazılı hale dönüştürme alışkanlıklarının olmayışı

6- Adli olmayan üstler ya da mülki idare amirleri tarafından adli kolluk personelinden bilgi istenilmesi veya talepte bulunulması

7- Adli kolluk görevlilerinin hem cumhuriyet savcısıyla hem de mülki idare amirleriyle ilişkili olması

8- Personel sayısındaki yetersizlik

9- Tayin ve terfi sisteminde yaşanılan sıkıntılar

10- Personelin yeterli eğitime ve uzmanlığa sahip olmaması

11- Teknik imkanların yetersizliği

Günümüzde adli kolluğun karşılaştığı sorunların bir kısmı yukarıda belirtilmiştir. Tüm bunların ışığında adli kolluğun ülkemizde yapılanması üzerine, daha verimli bir ceza adaleti sistemimizin hayata kavuşabilmesi, suçla mücadelenin verimli bir biçimde yapılabilmesi, adli kolluk yönetmeliğindeki adli kolluğun görev ve yetkilerinden dolayı yaşadığı sorunların hem uygulamada hem de pratikte çözümüne ilişki yapılabilecek öneriler ve temenniler, günümüz Türkiye’sinde alanında uzman hukukçular tarafından ayrı bir adli kolluk teşkilatının kurulup kurulmamasına ilişkin düşünceler hala tartışılmaya devam etmektedir.

Doktrinlerde adli kolluğun sorunlarına ilişkin pek çok çözüm önerisi getirilmiştir. Öztekin Tosun’a göre suç kolluğu görevini, önemli merkezlerde idari kolluktan ayrı bir personelle yapmalıdır. Savcının kolluğun amiri olması sadece onun aleyhine ceza davası açma yetkisi ile sağlanamaz. Amir, ast hakkında özlük işlerinde fikri sorulan kişidir. Böyle olunca, savcı kendisine bağlanmış suç kolluğunu oluşturan memurların yükseltilmesi, nakledilmesi, disiplin cezası almasında da etkili olmalıdır. Nurullah Kunter, suç kolluğunun genel kolluktan tamamen kopmasına ve ayrı bir teşkilat olarak düzenlenmesine karşı çıkarak adli kolluğun genel kolluk içinde uzmanlaşmasının mümkün olduğu görüşündedir. Feridun Yenisey ise adli kolluğun, kolluğun ayrı bir dalı olarak teşkilatlanması gerektiğini ancak belli bir suçun araştırılması sırasında yaptığı faaliyetlerin bugünkü gibi savcı yönetiminde olması gerektiğini savunur.[41]

Yakın zamanda gerçekleştirilen 17 Aralık Operasyonu dâhilinde gündeme gelen adli kolluk sorunları kapsamında dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da yaptığı açıklamada, Türkiye’de ayrı bir adli kolluk teşkilatının kurulabileceği gündeme gelmiştir. Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki adli kolluğun genel kolluktan ayrılarak, cumhuriyet savcılığına bağlı bir adli kolluk teşkilatının kurulması konuya çok büyük oranda katkı sağlamayacaktır. Cumhuriyet savcılığına bağlı adli kolluk teşkilatının kurulması beraberinde birçok sorun getirecektir. Esas problem adli kolluğun ayrı bir teşkilat şeklinde yapılanmamış olmasından değil, mevzuattan ve mevzuatların gereğinden fazla sıklıkla değiştirilmesinden, uygulamada pek çok hata ile karşılaşılmasından kaynaklanmaktadır.

Dünyanın gelişmiş demokratik pek çok ülkesine baktığımızda adli kolluk, genel kolluk içerinde örgütlenmekte, ayrı bir adli kolluk teşkilatının varlığından söz edilmemekte, suç ve suçlularla etkin bir mücadele etme de ayrı bir teşkilata gereksinim duyulmamaktadır. Ayrı bir adli kolluk teşkilatı kurulması yerine varolan sistemin düzeltilmesi yapılabilecekler arasında en makul olanıdır. Mevzuatlarda değişiklik yapılmalı, personel eğitilmeli, personel seçimi belirli kıstaslara göre yapılmalı, adli kolluğun görev ve yetki alanlarının sınırları iyi çizilmeli, adli kolluk personeline lojistik ve teknik imkânlar sağlanmalıdır.

KAYNAKÇA:

Arıcan, Mehmet, (2010), “Adli Kolluk Uygulamasının Geleceği”, Kazancı Hukuk Araştırmaları Dergisi, S.61-62.

Ataç, Kaya, (1979), “Suç Kolluğu ve Etkinlik”, Ankara Barosu Dergisi, S.3, s.44-55.

Aydınlıoğlu, Mehmet, (2013), Türkiye’de Adli Kolluk Birimlerinin Sorunları ve Çözüm Önerileri, Maltepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), İstanbul.

Bıçak, Vahit ve Ali Şafak, (2005), Ceza Muhakemesi Hukuku ve Polis, Roma Yayınları, Ankara.

Bucaktepe, Adil, (2008), Genel İdari Kolluk ve Kolluk İşlemleri, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, (Doktora Tezi), Ankara.

Çolak, Haluk, (1998), “Kolluk Teşkilatı ve Adli Kolluk”,Sayıştay Dergisi, S.28, s.85-91.

Donay, Süheyl, (2009), Ceza Muhakemesi Kanunu Şerhi, Beta Basım, İstanbul.

Eryılmaz, Bedri, (2007), “Ceza Muhakemesi Kanunu ve Adli Kolluk: Adli Kolluk Amirleri, Sorumluları ve Görevlilerin Belirlenmesi”, Ankara Barosu Dergisi, S.1, s.110-119.

Gözler, Kemal, (2009), İdare Hukuku, Ekin Yayınları, Bursa.

Özdemir, Bircan, (2009), Adli Kolluğun Görev ve Yetkilerinde Yaşanan Problemler ve Adli Kolluk Kurulması: İstanbul Emniyet Müdürlüğünün Bakış Açısı, Polis Akademisi Güvenlik Bilimleri Enstitüsü,(Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Ankara.

Sabah, Ali, (2008),Türkiye’de Adli Kolluk Uygulamaları, Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Afyonkarahisar.

HSYK, genelge no:7, 18.10.2011, s.1-12.



* Bu çalışma Hitit Üniversitesi İİBF Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü “Türkiye’de Ceza-Adalet Sistemi” isimli seminer dersinde sunulan seminerin gözden geçirilmiş halidir. Seminer danışmanım Dr. Veysel DİNLER’e katkılarından dolayı teşekkürlerimi sunarım.

** Hitit Üniversitesi İİBF Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü öğrencisi.

[1] Haluk Çolak, “Kolluk Teşkilatı ve Adli Kolluk”, Sayıştay Dergisi, S.28, 1998, s.85.

[2] Mehmet Aydınlıoğlu, Türkiye’de Adli Kolluk Birimlerinin Sorunları ve Çözüm Önerileri, İstanbul, Maltepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), 2013, s.2.

[3]Aydınlıoğlu, 2013, s.8.

[4] Adil Bucaktepe, Genel İdari Kolluk ve Kolluk İşlemleri, Ankara, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, (Doktora Tezi), 2008, s.23.

[5] Ali Sabah, Türkiye’de Adli Kolluk Uygulamaları, Afyonkarahisar, Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), 2008, s.4.

[6] Ali Şafak ve Vahit Bıçak, 2005, Ceza Muhakeme Hukuku ve Polis, Ankara, Roma Yayınları, s.91.

[7] Aydınlıoğlu, 2013, s.8-10.

[8] Aydınlıoğlu, 2013, s.10.

[9]Aydınlıoğlu, 2013, s.11.

[10] Sabah, 2008, s.5.

[11] Çolak, 1998, s.85.

[12] Aydınlıoğlu, 2013, s.26.

[13] Aydınlıoğlu, 2013, s.27.

[14] Bircan Özdemir, Adli Kolluğun Görev ve Yetkilerinde Yaşanan Problemler ve Adli Kolluk Kurulması: İstanbul Emniyet Müdürlüğünün Bakış Açısı, Ankara, Polis Akademisi Güvenlik Bilimleri Enstitüsü,(Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), 2009, s.22-23.

[15] Aydınlıoğlu, 2013, s.24-25.

[16]18 Ekim 2011 tarihli HSYK Genelge No:7, s.1.

[17] M. Kaya Ataç, “Suç Kolluğu ve Etkinlik”, Anakara Barosu Dergisi, C.3, S.5, 1979, s.44.

[18] Süheyl Donay, 2009, Ceza Muhakemesi Kanunu Şerhi, İstanbul, Beta Basım.

[19] 3201 S. ETK. Md.4, 2559 S. PSVK. md.1.

[20] Aydınlıoğlu, 2013, s.12.

[21] Aydınlıoğlu, 2013, s.12-13.

[22] Şafak ve Bıçak, 2005, s. 96.

[23] Aydınlıoğlu, 2013, s. 17.

[24] Şafak ve Bıçak, 2005, s. 101.

[25] Aydınlıoğlu, 2013, s. 110

[26] Aydınlıoğlu, 2013, s. 112.

[27] Aydınlıoğlu, 2013, s. 112.

[28]Bedri Eryılmaz, “Ceza Muhakemesi Kanunu ve Adli Kolluk: Adli Kolluk Amirleri, Sorumluları ve Görevlilerin Belirlenmesi”, Ankara Barosu Dergisi, S.1, 2007, s.111.

[29] Ataç, 1979, s.45.

[30] Aydınlıoğlu, 2013, s.127-128.

[31] Eryılmaz, 2007, s. 112.

[32]Soruşturma Savcısı Ersin Taşkazan ile yapılan görüşme, 8 Mayıs 2014.

[33]Donay, 2009, 279.

[34] Aydınlıoğlu, 2013, s.121-122-123.

[35] Aydınlıoğlu, 2013, s.113.

[36] Özdemir, 2009, s. 62.

[37] Aydınlıoğlu, 2013, s.116.

[38] Aydınlıoğlu, 2013, s.113-114.

[39] Aydınlıoğlu, 2013, s, 113.

[40] Eryılmaz, 2007, s. 110-111.

[41] Çolak, 1998, s.89-90.



Fotoğraflar
Videolar

  • Online ziyaretçi sayısı : 15
  • Günlük ziyaretçi sayısı : 58
  • Aylık Ziyaretçi sayısı : 15295
  • Toplam ziyaretçi sayısı : 1208487
  • IP Numaranız : 54.81.139.56

Hitit Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi
Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü
TOKİ Yerleşkesi 19040 Çorum
yazışma adresi / for correspondence
PK 45 Çorum Türkiye
veysel@veyseldinler.com
 
Bu sitede yer alan yazı ve görseller ile ilgili 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile korunan tüm maddi ve manevi haklar eser sahibi olan Veysel Dinler'e
 aittir. Söz konusu içerik ve görseller eser sahibinin izni olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, işlenemez, değiştirilemez veya başka internet sitelerinde
 ya da basılı veya görsel yayın yapan diğer mecralarda yayınlanamaz. Yayın ve fotokopi yoluyla çoğaltma için lütfen e-posta yoluyla izin isteyiniz.

Designed & Coded by Görkem Bektaş