ad vitam æternam
  Çorum Saati
Türkiye'de Savcıların Bağımsızlığı ve Tarafsızlığı Sorunu
Yazar : Sümeyye Soylu
02.06.2015

                                     

TÜRKİYE’DE SAVCILARIN BAĞIMSIZLIĞI

VE TARAFSIZLIĞI SORUNU*

Sümeyye Gülşen SOYLU**

“Her uygar ve çağdaş devlette olduğu gibi Türk Cumhuriyeti adliyesinde de

cumhuriyet savcılarını yüksek ve son derece önemli bir görev ve makamın

temsilcileri olmak üzere tanırım.” Mustafa Kemal Atatürk-9 Ekim 1925

GİRİŞ

Türkiye ceza adalet sisteminde savcılık kurumu son derece önemli bir konumda bulunmaktadır. Cumhuriyet savcısı, gerek yargılama öncesinde gerekse yargılama sırasında hiçbir otorite ve erkten komut ve telkin almadan, davanın tarafsızca ve adaletle sonuçlanmasını sağlama açısından önemli bir makamda konumlanmaktadır. Cumhuriyet savcılarının görev ve yetkileri ile atanmaları, terfileri, örgütlenmeleri, teminatları ile ilgili konular, Anayasa, Ceza Muhakemesi Kanunu, Hâkimler ve Savcılar Kanunu, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu olmak üzere, çok sayıda kanunda ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.

Savcıların bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkelerinin anayasada ve ilgili yasalarda tanımlanmış olması, savcıların gerçekten de bağımsız ve tarafsız oldukları anlamına gelmemektedir. Yargı camiası ve hukuki çalışmalardaki ortak kanaate göre savcıların ve savcılık kurumunun bağımsızlığının önündeki en büyük engellerden biri Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun oluşumunda Adalet Bakanı ve müsteşarının bulunmasıdır. Yürütmeyi temsil eden bir bakan ve yine onun talimatıyla iş yürüten müsteşarın yargıda bağımsızlığa engel teşkil edebileceği düşüncesi çalışmanın esasını teşkil etmekte olup, son günlerde sıkça tartışılır hale gelmiştir.

Bu çalışmanın amacı Türkiye’de genelde mahkemelerin, özelde yargıç ve savcıların bağımsız ve tarafsız olup-olmadıklarını doktrindeki eğilimlere ve pratikteki görünüme bakarak anlamak, bağımsız ve tarafsız değillerse bunun sebeplerini çözümlemeye ve sonuçta bir senteze ulaşmaktır. Çalışmamızın temelini bu konuda yazılmış kitap, makale ve tezler oluşturmakla birlikte, Türkiye Barolar Birliği ve bazı baroların yayınlarından ve raporlardan büyük ölçüde yararlanılmıştır.

Bu çalışmada ilk olarak savcılık kavramının tanımına kısaca değinilecek, savcılığın ortaya çıkışı, tarihsel seyri ve Türkiye’deki ilerleyiş çizgisi üzerinde durulacaktır. Daha sonra kuvvetler ayrılığı ilkesine göre savcılık makamından bahsedilerek savcılığın hangi erkin içerisine yerleştirileceği tartışmasına ilişkin bazı değerlendirmeler yapılacaktır. Sonraki bölümlerde 2010 yargı reformunun yargısal bağımsızlık anlamında değerlendirmesi yapılacak, savcılık kurumunun bağımsızlığı ve tarafsızlığı hukuk devleti çizgisinde ayrıca incelenecek ve dünyadan çeşitli ülkeler modelliğinde bir sonuca ulaşılacaktır.

 

  1. SAVCI KAVRAMI

 

Türk Dil Kurumu sözlüğündeki tanıma göre savcı, “devlet adına ve yararına davalar açan, kamu haklarını ve hukuku yerine getirmek üzere yargıç katında sanıkları kovuşturan görevlidir.”[1] Savcı kelimesi öncesinde hukukumuzda “genel davacı”, “kamu davası açan kimse” anlamlarında kullanılan “müdde-i umumi” ile kullanılmaktaydı. Savcılıkla ilgili ilk hüküm 1864 tarihli Vilayet Nizamnamesi’nde yer almış; “müdde-i umumi” terimi ise, bu nizamnamenin 71. maddesinde kullanılmıştır.[2]

Ceza Muhakemesi Kanunu savcıyı 160. maddesinin 2. fıkra hükmünde tanımlamıştır. Buna göre savcı; maddi gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılama yapılabilmesi için, emrindeki adli kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlü olan kimsedir. Bu tanım Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin tavsiye kararıyla da uyum içindedir.[3]

Bahri Öztürk’e göre savcı; suç haberini alır almaz, devlet adına, şüpheli veya sanığın gerektiğinde lehine olarak da araştırma ve soruşturma işlemlerine girişmek, suç şüpheleri kuvvetli olduğunda dava açmak, açtığı davayı yürütmek ve nihayet mahkemenin verdiği kararları yerine getirmek mecburiyetinde olan ve yasama-yürütme-yargı erklerinden yürütme içinde yer alan bir devlet memurudur.[4] Sonuç olarak savcılığı ceza muhakemesinde ve hukuk davalarında yürütmeye bağlı çalışan bir kamusal iddia makamı olarak tanımlayabiliriz.

  1. SAVCILIĞIN TARİHSEL GELİŞİMİ

Savcılık, ceza hukuku kurumları arasında oldukça yeni sayılabilecekler arasındadır. Bireysel öç almanın egemen olduğu yıllarda savcılık kurumuna rastlanmaz, çünkü bireysel öç alma oldukça ilkel bir yöntemdir. Savcılık kurumunun görevi suçu kamu adına soruşturmak iken; bu dönemde suçun delillerini ortaya çıkarmak, yargılamak ve cezalandırmak görevi bireylere aittir.[5] İtham sisteminin geçerli olduğu zamanlarda da savcılık kurumu yoktur. Bu sistemde yargılamanın her şeyi yargıçtır. Uyuşmazlığı veya anlaşmazlığı yargıç huzuruna mağdurun yakınları taşımaktaydı. Yargıç hükmü verirken, yalnızca tarafların getirdiği delillerle hareket etmekteydi. Gerekli delillerin toplanması aşamasından davanın açılmasına ve sürdürülmesine hatta sonlandırılmasına kadar olan bütün süreçler şahıslar eliyle yürütülmekteydi.[6]

Teşkilat olarak savcılık, işlenen her suçun kamu düzeni için tehdit oluşturduğu, her suçtan mağdur olanın da yine devlet olduğu anlayışının kabul görmesiyle beraber ortaya çıkmıştır. Savcılık kurumuna ilk kez Napolyon Fransa’sında 1810 tarihli Fransız Ceza Muhakemeleri Kanunu’nda rastlanır. Bu dönemde savcılar “kralın savcıları” idiler. Cumhuriyet döneminden sonra savcılar, “cumhuriyet savcıları” olmuşlardır.[7] Savcılık kurumuna 1830 yılında Almanya’da, 49 yıl sonra da Avusturya, Hollanda, Norveç, İspanya ve İtalya’da rastlanmıştır.[8]

İslam hukukunda savcılık yoktur, zira İslam hukukunda itham sistemine benzer bir sistem hâkimdi. Bu sistemde de uyuşmazlığı kadı önüne kişiler taşıyordu. İtham sisteminde maddi gerçekten ziyade şekli gerçek önemliydi. Ceza muhakemesini harekete geçirmek için bir özel şahsın ithamı bu sistemin temelini oluşturmaktaydı. Yargılamada alenilik ve sözlülük ilkeleri geçerliydi ve kadının vicdanına ters düşse bile tarafların getirdiği deliller göz ardı edilemezdi.[9]

Osmanlı Devleti’nde ikili bir hukuksal sistem egemendi: şer’i hukuk ve örfi hukuk. Gerek şer’i gerekse örfi hukukta savcılık kurumuna rastlanmamaktaydı. Bunun en önemli sebebi itham sistemiydi. 1870 yılında çıkarılan nizamnamede ilk kez müdde-i umumi kavramı kullanılmış olmakla beraber görev ve yetkiler hususunda belirlilikler bulunmamaktaydı. Savcılık kurumu anayasal zemindeki yerini 1876 Anayasası’nın “Umur-i cezaiyyede hukuk-i ammeyi vikayeye memur müdde-i umumiler bulunacak ve bunların vezaif ve derecatı kanun ile tayin kılınacaktır.” şeklindeki 91. maddesiyle bulmuştur.[10] Osmanlı’da savcılık, teşkilat olarak 1879 yılında yürürlüğe giren “Usul-ü Muhakemat-ı Cezaiye Kanun-u Muvakkat”ında bir bölüm olarak düzenlenmiştir. Bu geçici kanunla Türkiye’de bugünkü anlamda savcılık kurumu oluşturulmuştur.[11]

Cumhuriyetle birlikte 1929 yılında yürürlüğe giren CMUK, Alman Ceza Muhakemeleri Kanunu’ndan dilimize çevrilmiştir. 1412 sayılı CMUK, savcılığı bir teşkilat olarak düzenlemiştir. Bu kanun ile savcılık ilk kez tüm yönleriyle düzenleme altına alınmış olmaktadır.[12] Türkiye’deki savcılık kurumu, Fransız örneğinden hareketle oluşturulmuştur. Savcının, sanığın lehine ve aleyhine olan delilleri toplaması, devleti temsil etmesi Fransız hukukundan gelmekte olan hususlardır.[13]

 

  1. SAVCILIK MAKAMININ KONUMU

Montesquieu’nun hukuk ve siyaset literatürüne kazandırdığı kuvvetler ayrılığı prensibi Türk hukuk ve siyaset tarihini de yakından ilgilendirmektedir. Montesquieu’nun yanıtını aradığı soru şudur: Acaba, devletin başlıca üç gücü nasıl düzenlenmeli ki, yurttaşlar temel hak ve özgürlüklerine sahip olsunlar, devlet dâhil kimseden korkmadan güven içinde yaşasınlar?[14]

 Kuvvetler ayrılığı prensibiyle amaçlanan, her bir gücü diğeri karşısında özerk kılmak, her gücü kendine özgü işlevlerle sınırlamak ve böylece güçlerin kötüye kullanılmaması için aralarındaki dengenin herhangi biri lehine bozulmasını engellemek, yargısal otoriteye yürütmeden gelebilecek kısıtlama ve engellemeleri en aza indirerek yargısal bağımsızlığı sağlamaktır.[15]

Montesquieu, Yasaların Ruhu’nda “Yasama gücü ile yürütme gücü aynı kişi ya da kurulda birleşirse özgürlük kalmaz. Yargı gücü, yasama ve yürütme güçlerinden ayrılmamışsa hiçbir özgürlükten söz edilemez. Hele bu üç güç aynı kişinin elinde toplanırsa her şey kaybolur.” diyerek kuvvetlerin ayrılmasındaki faydayı gözler önüne sermiştir.[16]

1982 tarihli Türk Anayasası da kuvvetler ayrılığı ilkesini benimsemiş; yasama, yürütme ve yargıyı ayrıca incelemiştir. Anayasaya göre yasama yetkisi 7. maddede düzenlenmiş olup, Türk milleti adına TBMM’ye; yürütme yetkisi 8. maddede düzenlenmiş olup, anayasa ve kanunlara uygun olmak koşuluyla cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu’na; yargı yetkisi 9. maddede düzenlenmiş olup, Türk milleti adına bağımsız mahkemelere verilmiştir.

Savcılık makamının yürütme-yargı erkleri arasında hapsolan yetkileri tartışmaya açık bir pozisyondadır. Ancak savcılık hangi erk ile düşünülürse düşünülsün güçler birliği ilkesine uymak suretiyle savcının bağımsızlığı sağlanmalıdır.

Doktrinde bazı görüşlere göre savcılık, mahkemeler nezdinde yürütmeyi temsil eden bir organ sayılır. Devlet adına dava açmak, kanunların uygulanmasına nezaret etmek, adaletin yerine getirilmesine hizmet etmek, devletin ve ehliyetsizlerin haklarının korunması gibi görevler bir idare yani yürütme faaliyetidir.[17] Bu güçlü eğilime göre savcılık bir yargı organından ziyade yürütme organının içine yerleştirilebilir.

Bir başka görüşe göre savcı, aynı zamanda hem memur hem de yargıç statüsündedir. Bunun sonucu olarak faaliyetleri de hem yürütme hem de yargılama kuvvetine ilişkindir. Her şeyden önce savcılığın bir makam olarak değil, bir organ olarak ele alınması gerekmektedir. Bir müessese olarak savcılık hukuki şahsiyete sahip değildir.[18]

Sonuç olarak savcılığın salt yargılama makamı olmadığını, yürütmeye ilişkin görevleri sebebiyle yürütme içinde konumlandığı söylenebilir. Her devlet organının bir idari kuruluşa sahip olacağı tabidir. Savcılığın da bu genel kaideye istisna teşkil etmesi için bir sebep yoktur. Nitekim, her savcılık makamında bir savcı, yeteri kadar da savcı yardımcısı bulunması; savcı ile savcı yardımcıları arasında hiyerarşik ilişkiler olması; savcıların disiplin ve özlük işleri ve bunun gibi hususlar hep bu idari yapıya işaret eder. Ancak idari yapıya sahip bulunması, savcılığın yürütmeye dahil olmasını gerektirmez.[19]

HSYK Genel Kurulu’na başkanlık eden Adalet Bakanı’nın ve kurulun tabi üyesi olan müsteşarın, yürütmenin temsilcisi olmaları savcının da yürütmenin veya idarenin memuru olması/olacağı anlamına gelmez. Çünkü savcı yetkisini yasadan almaktadır. Mahkemeler ve yargıçlar da özlük durumlarına ilişkin idari yapıya sahiptirler, fakat bu durum mahkemenin ve yargıcın yürütmeye dâhil sayılmasını gerektirmiyorsa, idari bir yapı ve kuruluşa sahip olan savcılığın da yürütmeye dâhil olacağını iddia edemeyiz.[20] 1970 basımı bir kitaba burada atıfta bulunmak çok uygun değil. Daha yeni kaynak lazım.

 

  1. BAĞIMSIZLIK BAKIMINDAN SAVCILIK

Bağımsızlık kavramından, bir organın fonksiyonel açıdan diğer organ ve organ gruplarının etki ve müdahalesi olmaksızın, yalnızca kendisini bağlayan kanun metinlerinden hareketle faaliyet gösterebilmesi imkanı anlaşılır.[21]Anayasanın yargı bağımsızlığını düzenleyen 138. maddesine göre yargı bağımsızlığı, yargının hiçbir organ ve makama bağlı olmadan, hiçbir organ ve makamdan talimat almadan özgür biçimde faaliyetlerini yerine getirebilmesi, görevi ile ilgili olarak kendisine hiçbir telkin ve tavsiyenin yapılamaması ve genelge gönderilememesidir.[22]  Yargı bağımsızlığı, hakime verilmiş bir lütuf ya da hak değil, bireyin özgürlüğünü korumaya yönelik bir tedbir; hakime yüklenmiş bağımsız düşünme ve davranma sorumluluğudur ve bu noktada yargı bağımsızlığı, hukuk devletini oluşturan domino taşlarının başında gelmektedir.[23]

Bağımsız yargının sağladığı statü ve ayrıcalıkların yöneldiği amaç yargıç ve savcıları korumak değil, yargı organlarının bağımsızlığını sağlayarak, yurttaşlara yargının her türlü etkiden uzak olarak çalıştığı konusunda güven vermektir. Yurttaşlar böyle bir güvene sahip kılınmadıkça, hukukun üstünlüğüne dayanan bir düzen kurmaya, dolayısıyla hukuk devletini gerçekleştirmeye olanak yoktur.[24]

Yargı bağımsızlığı, hakimin, görevini özellikle yasama ve yürütmeden gelebilecek etkilerden bağımsız olarak, sadece hukuka ve vicdani kanaatine göre yerine getirmesidir. Ancak bağımsız yargı için bu yeterli değildir. Çünkü yargı sadece kendi dışındaki güçlere karşı değil, kendi içinde de korunmalı, yargı yargıya karşı da bağımsız olmalıdır. Yargı içinde üst makamların alt makamlar üzerindeki denetimi yasanın öngördüğü şekilde gerçekleşmeli; hakim, aynı derecedeki diğer hakimlerden gelebilecek etkilere de maruz kalmamalıdır. Ayrıca yargı bağımsızlığı, kitle iletişim araçları, davaya taraf olanlar, siyasi partiler gibi yönlerden gelebilecek tehditlere karşı da korunmalıdır.[25]

Yargı bağımsızlığı hâkim için önemli bir güvencedir, fakat ona dilediği gibi davranma hakkı vermez. Hâkim etik kurallara uygun davranmalıdır. Yargının bağımsız olması, sınırsız ve ölçüsüz olması demek değildir, kuşkusuz yargı bağımsızlığının da “hukuka bağlı olmak” gibi bir sınırı olmalıdır ve hâkimin de denetlenmesine ihtiyaç vardır. Ancak denetim, yargı bağımsızlığına zarar vermeyecek şekilde olmalı ve bağımsız ve tarafsız organlar eliyle gerçekleştirilmelidir.[26]

Anayasada yargı bağımsızlığı 138. maddede düzenlenmiştir. Bu maddede hâkimlerin görevlerinde bağımsız oldukları, anayasaya, yasalara ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre karar verecekleri belirtilmektedir. Ayrıca maddenin devamında bu hükmü açıklayıcı hükümlere yer verilmiştir. Buna göre hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez, genelge gönderemez, tavsiye ve telkinde bulunamaz. Yasama ve yürütme organlarıyla yönetim, mahkeme kararlarına uymak zorundadır. Bunlar, mahkeme kararlarını kesinlikle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremezler.

Mahkemelerin bağımsızlığı, ancak yargı yetkisini kullanan hâkimlerin yeterli bir güvenceye kavuşturulmaları, yani herhangi bir baskı veya tehditle karşılaşmaksızın görevlerini tam bir serbestlik ve tarafsızlıkla yerine getirebilmeleri ile anlam kazanır. 1982 anayasası 139. maddesinde düzenlediği hâkimlik teminatıyla, hâkimlerin azlolunamayacağını, kendileri istemedikçe anayasada gösterilen yaştan önce (65) emekliye sevkedilemeyeceğini, bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun bırakılamayacaklarını belirtmektedir.

Hakimlerin özellikle yürütmenin etkisi altında kalmaması, bağımsız bir biçimde görevlerini yerine getirmeleri için birçok demokratik ülkede yargı mensuplarının mesleğe alınmaları, tayinleri, özlük işlerinin yürütülmesi, idari denetimlerinin yapılması gibi konularda sorumlu ve yetkili olmak üzere genellikle bağımsız bir yapısı olan yüksek kurullar öngörülmüştür.

 

Hukuk devleti ilkesi bütün gelişmiş demokratik rejimlerin en temel özelliklerinden biridir. Hukuk devleti ilkesi diğer ilkelerin güvencesidir ve aynı zamanda onların kurumsallaşmasını sağlar.[27] Hukuk devleti kavramı vatandaşların hukuki güvenlik içinde bulundukları, devletin eylem ve işlemlerinin hukuk kurallarına bağlı bulundukları bir sistemi anlatır.[28] Hukuk devleti ilkesinin en önemli ögelerinden birisi yargı bağımsızlığıdır. Yasaların anayasaya, diğer alt mevzuatların yasalara uygunluğunun ve yasaları uygulayan yönetimin eylem ve işlemlerinin hukuka uygunluğunun denetlenmesi ancak bağımsız bir yargı ile mümkün olabilecektir.[29]

  Hukuk devletinin gereği olarak, yasaların anayasaya uygunluğunun denetlenmesinde, yönetimin hukuka bağlılığının sağlanmasında ve yasaların uygulanmasında yargı organlarının bağımsızlığı son derece önemlidir. Bu bağlamda yargı bağımsızlığı ve yargıç güvencesi hukuk devleti ilkesinin olmazsa olmaz bir koşuludur. Yargı bağımsızlığı, her şeyden önce hâkimlerin bağımsız olmalarını ve yalnızca hukuka ve vicdani kanaatlerine uygun olarak karar vermelerini ifade eder. Bunun sağlanabilmesi için de yargıçların yeterli güvencelere sahip olmaları gerekir.[30]

Yargı bağımsızlığı öncelikle yürütme organına karşı sağlanmalıdır. Çünkü hâkim ve savcıların kararlarını etkileyebilecek baskılar daha çok yürütme organından gelmektedir. Yasaların anayasaya uygunluğunu denetleyecek olan yargı organlarının yasama ve yürütme organları karşısında bağımsız olması hukuk devleti açısından son derece önemlidir. Dolayısıyla yargı bağımsızlığı da demokratik hukuk devletinin vazgeçilmez ilkelerinden sayılabilir.[31]

Doktrinde genellikle kabul edildiği üzere, savcılar bağımsız değildirler. Öztürk, savcıların yürütme erki içinde yer alması ve savcılar için söz konusu olan hiyerarşi ilişkisi nedeniyle bağımsız olamayacağından bahseder.[32] Kunter’e göre “devlet adına davacı olan makamın, yani savcılığın işi, elbet yargılama değildir. Yasama da olmadığına göre, bir yürütme ve daha doğrusu onun bir çeşidi olan idare olup, idare mekanizmasının bir parçasıdır. Devletin yürütme organlarından biri olan Bakanlar Kurulu’nun bir üyesi olan ve adliye kuruluşunun işlemesinin siyasi sorumluluğunu taşıyan Adalet Bakanı’nın, toplum adına ceza iddiası görevini yapan savcılar üzerinde yönetim değil, fakat denetim yetkisini tabi görmek lazımdır.”[33] Savcıyı yürütme erkinin içerisinde kabul eden Yurtcan da, savcının bağımsız olmadığını; zaten böyle bir durumun topluma yarar değil zarar getireceğini ve suçların kovuşturulmasında bir geriye gidiş doğuracağını ifade etmektedir.[34]

Öğretide ağırlıklı olarak benimsenen, savcının bağımsız olmadığıdır. Anayasaya göre de savcıların bağımsızlığı söz konusu değildir. Gerçekten hâkimlerin bağımsızlığından bahseden m. 140/2 hükmü, savcıların bağımsızlığına değinmemiştir. AYM de 1961 Anayasası döneminde vermiş olduğu bir kararında anayasanın 7. ve 132. maddelerindeki bağımsızlığın yalnızca mahkemeler ve hâkimler için söz konusu olabileceğini; buna karşılık cumhuriyet savcısının bağımsızlığının mevcut olmadığını ifade etmektedir.

 

  1. TARAFSIZLIK BAKIMINDAN SAVCILIK

Tarafsızlık, davanın çözümünü etkileyecek bir önyargı, tarafgirlik ve menfaatin olmaması, özellikle mahkemenin veya üyelerinden bazılarının taraflara karşı, onların leh ve aleyhinde bir duygu veya çıkara sahip olmaması demektir.[35] Öznel tarafsızlık, mahkeme üyesi yargıcın birey olarak mevcut davadaki kişisel tarafsızlığına ilişkindir. Nesnel tarafsızlık ise, kurum olarak mahkemenin kişide bıraktığı izlenimi dikkate alır; mahkemenin hak arayanlara güven veren tarafsız bir görünüme sahip bulunması gereklidir.[36]

Buradaki temel çıkış sorumuz şu olmalıdır: Acaba savcının ve yargıcın yersel anlamda birlikte konumlanışı yargıç veya savcı bağımsızlığını olumsuz etkiler mi? Mahkeme düzeninde ve adliyede savcı ve yargıcın beraber konumlanıyor olması onların görevlerinin karışacağı, birbirlerinin yetkilerine müdahale edecekleri anlamına gelmemelidir. Aksine yargısal bağımsızlığı sağlamanın, kendi bağımsızlığını korumanın teminatı olacağına inanan yargıç ve savcı bu konuda tarafsızlıklarını korumanın gayreti içerisine girecektir.

Gerek adliyede gerekse mahkeme düzeninde savcı ve yargıcın beraber konumlanışı, özelde onların genelde yargının bağımsızlığına ve tarafsızlığına olumsuz herhangi bir etkide bulunmaz. Her devlet organının bir idari kuruluşa sahip olacağı tabidir. Savcılığın da bu genel kaideye istisna teşkil etmesi için bir sebep yoktur. Savcılıktaki hiyerarşik yapı, savcıların disiplin ve özlük işleri savcılık teşkilatının idari bir yapıya sahip olduğunu gösterir ancak yürütmeye dâhil olması için yeterli değildir.[37]

Kamu idaresinin güvenilirliğine ve işleyişine karşı suçlar, adliyeye karşı suçlar, devletin egemenlik alametlerine ve organlarının saygınlığına karşı suçlar, devletin güvenliğine karşı suçlar, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk gibi başlıklar devletin şahsiyetine karşı işlenen suçlar kapsamına girdiğinden ve savcı da devletin bir memuru olduğundan direkt olarak devletin koruyucusu, savunucusu gibi davranacaktır. Uygulamada, devlete karşı işlenen suçlarda savcı çoğunlukla suça teşebbüs eden veya suçu işleyen kişiyi doğrudan “hain” sıfatıyla niteleyebilmektedir. Son yıllarda örneklerine rastlanmaktadır.

Savcının taraf olup-olmadığı meselesi, doktrinde tartışılmaktadır. Bazı yazarlar, savcının kendi menfaatini değil, kamunun menfaatini koruduğunu; sanığın menfaati ile savcının menfaatinin farklı olmadığını ve dolayısıyla savcının ceza yargılamasında taraf olmadığını ifade ederler. Savcının, şüpheli veya sanığın hem lehine hem aleyhine işlemler yapması, taraf olmadığını gösterir.[38]

Mary L. Volcansek’e göre, bağımsızlık ve tarafsızlık bir madalyonun iki yüzü gibidir ve birini diğerinden ayrı düşünmek olanaksızdır. Bağımsızlık tam olarak sağlansa bile, tarafsızlığın mutlaka mevcut olacağını varsaymak mümkün değildir. Çevresel tüm olumsuz etkilere karşı korunan bir yargıç bile, kişisel nedenlerle, ideolojik eğilimlerinin bir sonucu olarak veya sadece menfaati olduğu için “taraflı” karar verebilir. Ancak bağımsızlık olmadığında tarafsızlığın olmama ihtimali artar. Yani, bağımsız olmayan, baskılara maruz kalan bir yargıcın, hukuka ve vicdanına göre değil de, kendisine baskı uygulayan güçlerin menfaati doğrultusunda karar verme olasılığı yüksektir. Buna göre bağımsızlığın, bir anlamda tarafsızlığın ön şartı olduğu söylenebilir.[39]

 

  1. DÜNYADA SAVCILIK ÖĞGÜTLENMELERİNE ÖRNEKLER

Savcılar, Fransa’da cumhuriyet savcısı olarak isimlendirilmişlerdir. Savcılar, Bordeaux Ulusal Hakim Savcı Okulu’ndaki eğitim ve stajlarını başarıyla tamamlayanlar arasından Adalet Bakanı’nın önerisiyle cumhurbaşkanınca atanır. Teşkilatın başında Adalet Bakanı bulunur. Savcılık, adliyenin bir parçasıdır ve savcılar, hakimler ile aynı eğitime tabidirler. Her mahkeme çevresinde bir savcılık örgütü kurulur. Savcı ve hakimler kariyerde yer değiştirebilir. Adalet Bakanı’nın savcıya, dava açma emri verme yetkisi vardır. Bakan, savcılara genelge gönderebilir. Savcı, taraf değildir, koruma tedbirlerine başvuramaz. Savcının görevi yalnızca kamu davası açılmasının gerekip- gerekmediğidir.[40]

Federal bir devlet yapısının olduğu Almanya’da hem eyalet savcılıkları hem de federal bir savcılık teşkilatının kurulması kabul edilmiştir. Adalet Bakanı, teşkilatın başındadır. Bundan sonra başsavcı gelmektedir. Bir hiyerarşinin olduğunu söylemek mümkündür. Eyalet savcıları, başsavcının ve federal savcıların bir temsilcisi durumundadır. Savcı, taraf olarak kabul edilmez.[41]

Danimarka’da mahkeme yanında kurulmuş savcılıklara ek olarak, önemli bazı davalara bakan merkezi savcılık örgütü bulunmaktadır. Savcıyı, kovuşturmanın ilk aşamalarında temsil eden polis avukatlar vardır.[42] Hollanda’da teşkilatın başında Adalet Bakanı bulunur. Savcılık, adli bir makamdır. Savcı, taraf olarak kabul edilmez.[43]

Avusturya’da teşkilatın başında Adalet Bakanı bulunur. Savcı, önemli davalar hakkında Adalet Bakanı’na rapor vermek zorundadır. Başsavcıların, diğer savcılara emir ve talimat verme yetkileri vardır. Savcıların atanması konusunda bir kurul yoktur. Bakan, kamuya açık olarak yapacağı bir çağrı ile savcı temsilcilerinin bulunduğu bir kurulun önerilerini alarak, adayları arasından atama yapar. Meslekler arası geçiş mümkündür. Savcı, taraf olarak kabul edilir. Savcı, kendisi delil toplayamamakta, mahkemeden delil toplanmasını talep etmektedir.[44]

İtalya’da savcılık, mahkemeler yanında örgütlenmiş olup, yürütmeye değil yargı orgaına bağlıdır. Savcılık, bir adli organdır. Kurulun başında başsavcı bulunur. Başsavcının atamasını YHK yapar. Savcılar, hakim statüsündedir ve çeşitli özlük hakları bakımından bu kurula bağlıdırlar. Savcı, taraftır.[45]

İngiltere’de savcılık makamı, işleyiş yönünden tümüyle bağımsız olmakla birlikte iktidara bağlıdır. Teşkilatın başı, kraliçenin ve hükumetin hukuk danışmanı olan başsavcıdır. Bu başsavcı da bağımsız bir siyasi ajandır. İngiltere’de savcı, taraf kabul edilir.[46] İskoçya’da savcılık yürütme organına bağlanmıştır. Savcı, taraftır. İsviçre’de savcılık, adliyenin bir parçasıdır. Norveç’te savcılık teşkilatının başında kral bulunur. İspanya’da teşkilatın başı Adalet Bakanı’dır. Finlandiya’da savcıların gerek yapısal gerek işlevsel olarak bağımsız olduğunu söylemek mümkündür. Savcı bir taraftır. Şahsi davacılık kurumu vardır. Macaristan’da savcılık, parlamentoya karşı sorumludur. Başsavcının atamasını cumhurbaşkanının önerisi üzerine parlamento yapar. Yürütme organı ve Adalet Bakanı savcılara emir ve talimat veremez. Polonya’da Adalet Bakanı, genel savcı olarak savcılık örgütü içindeki en yüksek makamdır. Genel savcının, tüm savcıları atama yetkisi vardır.[47]

 

 

SONUÇ

Cumhuriyet savcısı, kanunda ve ilgili mevzuatta tanımlanan görev ve yetkileriyle Türk ceza adalet sisteminde hayati bir öneme sahiptir. Gerek özel hukuk için gerekse kamu hukuku için savcılığın yeri tartışılmazdır ancak yine de net bir konumlanmaya engel teşkil eden görev ve yetkilere sahip olması açısından geniş bir araştırmaya tabi tutulmuştur. Türk ceza adalet sisteminde teşkilat olarak savcılığı, devleti ayakta tutan üç erkten hangisine yerleştireceğimiz konusunda doktrinde ciddi tartışmalar mevcuttur. Bunlardan en kuvvetli olanı savcının yargılamadan daha çok yürütme kuvvetine ilişkin işleyişinin olduğuna dair olanıdır. Hukuki çalışmalara ve metinlere bakıldığında güçlü eğilimin hâkimin yargılamada savcıdan daha önemli bir özne olduğuyla ilgilidir.

Savcı ve yargıcın adliyede ve mahkeme düzeninde beraber konumlanışı da yargı bağımsızlığı anlamında bir beis sayılamaz. Aksine bu birlikte konumlanış yargının daha bütüncül karar verebilmesi ve beyanda bulunabilmesi anlamında önemlidir. Savcının özel hukuka ve kamu hukukuna ilişkin görevlerine bakıldığında savcının yalnızca sanığın aleyhine delil sunmadığını görmekteyiz. O halde savcı, mahkemede sanığın aleyhine delil sunabildiği gibi lehine delil de sunabilir. Bu da savcının yargılamada bir taraf olmadığını, yalnızca bir organ olduğunu çok net bir biçimde göstermektedir.

2010 yılında yapılan anayasa değişikliği yargısal anlamda bir reform niteliğindedir. 2010 yargı reformu da diyebileceğimiz değişikliklerde savcının bağımsızlık ve tarafsızlığı bir nebze de olsa sağlanmış ve yürütme karşısında savcılık teşkilatı güçlendirilmiştir. Çeşitli ülkelerdeki savcılık teşkilatına bakıldığında, savcılığın hiyerarşik üstünün bizdeki HSYK gibi bağımsız bir kurul olduğu ve yürütmeye bağlı olduğu görülür.

 

KAYNAKÇA

Afyonkarahisar Barosu, “Avrupa’da Savcılık Makamı”, (erişim adresi: http://www.afyonbaro. org.tr/index.php?go=mevzuatlardetail& mevzuatlarid=203, erişim tarihi: 01.07.2014)

Baltacı Cemal, “Demokrasi ve Yargı Bağımsızlığı Bağlamında Türkiye’de Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu”, Cumhuriyet Üniversitesi İİBF Dergisi, C. 14, S. 1, 2011.

Gönenç Levent, Yargının Bağımsızlığı ve Tarafsızlığı, TEPAV, 2011.

Keyman Selahattin, Ceza Muhakemesinde Savcılık, Sevinç Matbaası, Ankara, 1970.

Özkorkut Nevin Ünal, “Savcılık, Avukatlık ve Noterlik Kurumlarının Osmanlı Devleti’ne Girişi”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 52, S. 1, 2003.

Özkorkut Nevin Ünal, “Yargı Bağımsızlığı Açısından Osmanlı’da ve Günümüz Türkiyesi’nde Yargıya Genel Bir Bakış”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 57, S. 1, ss. 225-242, 2008.

Tan Aydoğan, “Savcılık Makamı ve Özel Olarak CMK’ya Göre Savcılık”,

Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Konya, 2007.

İNTERNET

Adalet Bakanlığı, “HSYK’nın Yeniden Yapılandırılması”, (erişim tarihi: 16.04.2014, erişim adresi: http://www.adalet.gov.tr/duyurular/2010 /mart10/ hsyk/ hsyk.htm )

“Cumhuriyet Savcılarının Görev ve Yetkileri” , (erişim adresi: http://www.turkhukuksitesi.com/makale_663.htm , erişim tarihi: 01.03.2014)

Mumcuoğlu Maksut, “Hukuk Devletinde Bağımsız Yargının Yeri ve Bağımsız Yargının Türkiye’de Gelişimi”, (erişim adresi: http://www. ankarabarosu. org.tr/ siteler / ankarabarosu / tekmakale/ 1989-2/ 3.pdf, erişim tarihi: 01.03.2014)

“Savcı ve Savcılık Kavramı” , (erişim adresi:  http://www.afyonbaro.org.tr/formlar/avrupa.pdf, erişim tarihi: 01.03.2014)

   “Yargı Bağımsızlığı ve Yargının Yasama ve Yürütme ile İlişkileri” , (erişim adresi: http://www.hsyk.gov.tr/duyurular/2012/haziran/disiliskiler/sunumlar/turkiye/turkiye-sunum2.pdf , erişim tarihi: 05.03.2014)

 



* Bu çalışma Hitit Üniversitesi İİBF Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü “Türkiye’de Ceza-Adalet Sistemi” isimli seminer dersinde sunulan seminerin gözden geçirilmiş halidir. Seminer danışmanım Dr. Veysel DİNLER’e katkılarından dolayı teşekkürlerimi sunarım.

** Hitit Üniversitesi İİBF Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü öğrencisi.

[1] http://www.tdk.gov.tr, (erişim tarihi: 10.04.2014)

[2] Tan Aydoğan, “Savcılık Makamı ve Özel Olarak CMK’ya Göre Savcılık”, Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2007, s. 7, Yayınlanmamış Tez

[3] http://www.mevzuat.gov.tr, (erişim tarihi: 02.04.2014)

[4] Aydoğan, 2007, s. 6

[5] Aydoğan, 2007, s. 7

[6] Aydoğan, 2007, s. 7

[7] Tan Aydoğan, Savcılık Makamı ve Özel Olarak CMK’ya Göre Savcılık, Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Konya, 2007, s. 7, Yayınlanmamış Tez

[8] Aydoğan, 2007, s. 7

[9] Aydoğan, 2007, s. 7

[10] Nevin Ünal Özkorkut, “Savcılık, Avukatlık ve Noterlik Kurumlarının Osmanlı Devleti’ne Girişi”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.14, S.1, 2003, s. 150

[11] Aydoğan, 2007, s. 7-8

[12] Aydoğan, 2007, s. 8

[13] Aydoğan, 2007, s. 8

[14] Cemal Baltacı, “Demokrasi ve Yargı Bağımsızlığı Bağlamında Türkiye’de Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu”, Cumhuriyet Üniversitesi İİBF Dergisi, C. 14, S. 1, 2011, s. 265

[15] Levent Gönenç, “Yargının Bağımsızlığı ve Tarafsızlığı”, TEPAV Anayasa Çalışma Metinleri 3, 2011, s.7

[16] Maksut Mumcuoğlu, “Hukuk Devletinde Bağımsız Yargının Yeri  ve Bağımsız Yargının Türkiye’de Gelişimi”, Ankara Barosu Dergisi, 1989/2, s. 265.

[17] Selahattin Keyman, Ceza Muhakemesinde Savcılık, Sevinç Matbaası, 1970, s. 69

[18] Keyman, 1970, s. 71

[19] Keyman, 1970, s. 85-86

[20] Keyman, 1970, s. 86

[21] Baltacı, 2011, s. 4

[22] TC Anayasası, 1982, m. 138

[23] Özkorkut, 2003, s. 227

[24] Maksut Mumcuoğlu, “Hukuk Devletinde Bağımsız Yargının Yeri ve Bağımsız Yargının Türkiye’de Gelişimi”, Ankara Barosu Dergisi, 1989, s. 264

[25] Mumcuoğlu, 1989, s. 274

[26] Mumcuoğlu, 1989, s. 272

[27] Mumcuoğlu, 1989, s. 263

[28] Baltacı, 2011, 158

[29] Baltacı, 2011, s. 159

[30] Baltacı, 2011, s. 159

[31] Baltacı, 2011, 159

[34] Aydoğan, 2007, s. 10

[35] Mithat Sancar ve Eylem Ümit Atılgan, “Demokratikleşme Sürecinde Hakimler ve Savcılar”, TESEV Yayınları, 2009, s. 108

[36] Sancar ve Atılgan, 2009, s. 109

[37] Keyman, 1970, s. 86

[39] TEPAV, Yargının Bağımsızlığı ve Tarafsızlığı, 2011, s. 8

[40] http://abgm.adalet.gov.tr, (erişim tarihi: 01 Mart 2014)

[41] http://abgm.adalet.gov.tr, (erişim tarihi: 01 Mart 2014)

[42] http://www.abgm.adalet.gov.tr, (erişim tarihi: 01 Mart 2014)

[43] http://www.abgm.adalet.gov.tr, (erişim tarihi: 01 Mart 2014)

[44] http://www.abgm.adalet.gov.tr, (erişim tarihi: 01 Mart 2014)

[45] http://www.abgm.adalet.gov.tr, (erişim tarihi: 01 Mart 2014)

[46] http://www.abgm.adalet.gov.tr, (erişim tarihi: 01 Mart 2014)

[47] http://www.abgm.adalet.gov.tr, (erişim tarihi: 01 Mart 2014)



Fotoğraflar
Videolar

  • Online ziyaretçi sayısı : 16
  • Günlük ziyaretçi sayısı : 59
  • Aylık Ziyaretçi sayısı : 15296
  • Toplam ziyaretçi sayısı : 1208488
  • IP Numaranız : 54.81.139.56

Hitit Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi
Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü
TOKİ Yerleşkesi 19040 Çorum
yazışma adresi / for correspondence
PK 45 Çorum Türkiye
veysel@veyseldinler.com
 
Bu sitede yer alan yazı ve görseller ile ilgili 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile korunan tüm maddi ve manevi haklar eser sahibi olan Veysel Dinler'e
 aittir. Söz konusu içerik ve görseller eser sahibinin izni olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, işlenemez, değiştirilemez veya başka internet sitelerinde
 ya da basılı veya görsel yayın yapan diğer mecralarda yayınlanamaz. Yayın ve fotokopi yoluyla çoğaltma için lütfen e-posta yoluyla izin isteyiniz.

Designed & Coded by Görkem Bektaş