Rüstemoğlu Cemal’in Tuhaf Hikâyesi

İzmir Devlet Tiyatrosu tarafından sahnelenen Rüstemoğlu Cemal’in Tuhaf Hikâyesi, Cengiz Toraman’ın kaleminden çıkmış, 70–75 dakikalık, tek perde ve tek kişilik bir oyundur. Oyun, yine yazar ve yönetmen olan Cengiz Toraman tarafından sahnelenmektedir.

Biçimsel olarak tek kişilik modern bir tiyatro oyunu olmakla birlikte, üslup, anlatım dili ve oyunculuk tekniği bakımından eser güçlü bir çağdaş meddahlık örneği olarak değerlendirilebilir. Tek kişilik oyunlar tiyatronun en riskli alanlarından biridir. Seyirciyi yetmiş dakikayı aşan bir süre boyunca sahnede tutabilmek; onu yalnızca güldürmekle kalmayıp zaman zaman hüzünlendirebilmek, duygu geçişlerini diri tutabilmek yüksek bir oyunculuk disiplini ve anlatı ustalığı gerektirir.

Cengiz Toraman’ın bu oyundaki en büyük avantajı, metnin yazarı, oyunun yönetmeni ve sahnedeki tek oyuncu olmasıdır. Bu bütünlük, klasik meddah geleneğinde olduğu gibi anlatının ritmini, temposunu ve karakter geçişlerini doğrudan oyuncunun denetimine bırakmaktadır. Toraman, tıpkı geleneksel meddahta olduğu gibi kılık ve aksesuar değiştirerek farklı karakterlere bürünür; ancak bunu yalnızca mendil, şapka ya da bastonla sınırlamaz. Sahnenin iki yanında konumlandırılmış vestiyer benzeri alanlardan yararlanarak çok sayıda kostüm ve aksesuarı hızla oyuna dâhil eder; aynı sahnede, farklı ses tonları ve beden kullanımlarıyla bambaşka karakterler yaratır.

Oyunun hikâyesi, Osmanlı’nın son döneminde Girit’te yaşayan bir ailenin, devletle ve yerel güç odaklarıyla yaşadığı çatışmalar sonucunda İstanbul’a sürülmesiyle başlar. Demirci Rüstem’in oğlu Cemal, babasından devraldığı yiğitlik ve haksızlığa boyun eğmeme mirasıyla kısa sürede adını duyurur. Kendi hâlinde bir demirci ustasıyken, Milli Mücadele döneminde düşmanla işbirliği yapan büyük bir çeteyi tek başına çökertmesiyle kabadayı olarak nam salar. Hikâye bu yönüyle yalnızca bireysel bir kahramanlık anlatısı değil, aynı zamanda bir tarihsel geçiş ve ahlâk hikâyesidir.

Oyunun dekoru son derece sadedir; ancak bu sadelik bir yoksunluk değil, bilinçli bir tercihtir. Işık tasarımıyla birlikte kurulan sahne atmosferi, “tiyatro iki kalas bir heves” sözünü doğrulayan güçlü bir ambiyans yaratır. Işık oyunları, anlatının ritmine eşlik ederek zaman, mekân ve duygu geçişlerini görünür kılar; sahnedeki yalınlık, anlatının etkisini zayıflatmak yerine daha da yoğunlaştırır.

Toraman’ın performansı, tiyatronun yalnızca rol yapma ya da taklitten ibaret olmadığını açık biçimde ortaya koyar. Ritm duygusu, dans, müzik ve şarkı söyleme yeteneği anlatının asli parçaları hâline gelir. Osmanlı’dan kalan kostümlerle modernleşme dönemine ait ceket–pantolonlar, sarık ve fes gibi simgeler arasında hızlı geçişler yapılır. Oyuncu bir anda baba olur, anne olur, eşkıya olur, Cemal’in arkadaşı Macit olur; hatta zaman zaman kadın karakterlere bürünerek sahneyi dönüştürür. Bunu yaparken abartılı makyajlara ya da uzun kostüm değişimlerine ihtiyaç duymaz; küçük bir aksesuar ya da ses tonlamasıyla karakteri seyircinin zihninde kurmayı başarır.

Klasik meddahlık geleneğinde melodram, dans ve müzik bu denli yoğun değildir; orada esas olan hikâye anlatıcılığıdır. Rüstemoğlu Cemal’in Tuhaf Hikâyesi ise bu anlatıcılığı aşarak müzik, dans ve sahne hareketiyle zenginleştirilmiş bir yapı sunar. Bu nedenle oyunu “tek kişilik oyun” kategorisiyle sınırlamak yerine, çağdaş bir meddah anlatısı olarak nitelendirmek yerinde olur. Cengiz Toraman, tek başına sahnede seyirciyi güldürür, hüzünlendirir, zaman zaman gözleri yaşartır; aşkı, öfkeyi ve direnişi hissettirir. Kurduğu interaktif anlar, anlatının etkisini daha da derinleştirir.