Savaşlara oldum olası karşıyım.
Millî Eğitim tedrisatından geçmiş biri olarak elbette “vatan-millet-Sakarya” ile büyüdüm. Polis Koleji’nde yürüyüş kararı “vatan sana canım feda” diye saydım.
Bu tedrisattan, “Reis bize yol ver, tükürüğümüzle Yunan’ı boğalım!” dışında bir şey çıkmaz. Bu iki yüzlülük irfanından, “hemen Gazze’ye bu saat giderim” diye böbürlenip, iş ciddiye binince “benim hastam var”, “hastayım, gidemem” dışında bir şey çıkmaz.
Yine de savaş dürüst bir iştir. Dost belli, düşman bellidir. İşgal altındaki yer, kurtarılacak yer bellidir. İşgalciye karşı savaşmak onurlu bir iştir.
Ama iç savaş tam bir kahpelik ürünüdür. Çünkü iç savaşta dost da belirsizdir, düşman da. En büyük kötülüğü en yakınından görürsün. Seni gırtlaklamaya komşun gelir, mesai arkadaşın seni arkandan bıçaklar. İç savaşta tehlikenin nereden geleceği belli olmaz.
İç savaş tam bir yıkımdır. Üretim durur, insanlar aç kalır. Savaşın cephesi, planı vardır; iç savaş pusu kurmak, arkadan saldırmak, talan etmektir. Savaş yıkar, iç savaş kavurur, yakar.
Savaşı askerler yapar, teknolojik araçlarla olur. İç savaş sivillerin katliamıdır; sivillere tecavüzdür; çoluğa çocuğa musallat olmak, kadınlara, yaşlılara ilişmektir.
Velhasıl, savaş ile iç savaş çok ayrı iki şeydir. Savaş istenmese de bir hukuku, nizamı olan bir şeydir. İç savaş kural tanımaz. Savaşın kazananı, kaybedeni olur; iç savaşta herkes kaybeder.
Savaş öyle veya böyle hatırlanır; gitsin gelmesindir, kötüdür. Ama iyi kötü kahramanlık hikâyeleriyle doludur; tarih yazımı için, ulus inşası için kullanılır. İç savaş ise suskunluktur, korkudur, paniktir; gelecek nesillere korku ve tedirginlik bırakmaktır.
Bütün bunları nereden mi biliyorum? 1980 Çorum’dan. Evet, iki yaşındaydım doğduğum kent yakılırken. Zaten kendimi bildiğimden beri iki yaşımdayken yaşananların korkusuyla büyüdüm. Gözlerde o yılgınlığı hissettim.
Tanrı varsa ve bir cehennem yaratmışsa, o cehennemin adı “olaylar” olmalı. Çünkü “olay” demek, “olaylar” demek cehennemi anmaktır; zebani görmektir; kabusla uyanmaktır. Üzerinden kırk yıl geçse de hissetmektir; mekânsal, zihinsel her türlü ayrılığı yaşamak ve güvensizlik ikliminde büyümektir.
Bütün bunları nereden mi biliyorum? 1989-2003 arasında 14 yıl süren iç savaştan sonra gittiğim Liberya’dan biliyorum. Bir tane çatısı sağlam evin kalmayışından; iç savaş yadigârı kurşun izinin bulunmadığı bir elektrik direği, bir ağaç gövdesi veya bir bina cephesi olmayışından. Sokaklarda kolu bacağı eksik dilencilerden biliyorum.
Dünyanın en büyük gemi filosundan, ticaret merkezliğinden, iklimi yağışlı ama zihni çoraklığa dönmüş insanlardan biliyorum. Hiçbir anlamı ve amacı olmadığı hâlde, iki zirzop yüzünden kardeş kardeşe katil olmuş insanlardan.
O yüzden “iç savaş çağrısı” yapan bir geri zekâlı görünce dayanamıyorum. Facebook’un izin verdiği ölçüde sıralıyorum bildiğim bayramlık küfürleri.
Kimin ne dediği, nasıl düşündüğü umurumda değil. İsmailağacı, İskenderpaşacı, Fatih Tezcan, Abdurrahman Uzun; hiç fark etmez. Karşımda kimin olduğunun da önemi yok.
Bu memlekette huzursuzluğu çağrıştıran hiç kimseden lafımı esirgemeyeceğim.
24 Kasım 2023