
- Akademik okuma belli bir sistematik içinde yapılırsa, daha verimli sonuçlar elde edilir.
- Lisans birinci sınıftan başlayarak düzenli ve sistematik okuma alışkanlık haline getirilmelidir.
- Kişisel kütüphane lisans öğrenimiyle birlikte kurulmalıdır. Kitaba verilen para hiçbir zaman gereksiz değildir.
- Derslerinize giren öğretim elemanları zaman zaman kitaplar tavsiye edecektir. Not almayı ihmal etmeyin. Belli bir sıra oluşturun ve durmadan okuyun.
- Her kitabı satın almaya paranız yetişmeyebilir. Kütüphaneye gitme alışkanlığınız olsun. Diğer bir öneri de okuma kitaplarını arkadaşlarınızla ortaklaşa almanızdır. Bir okuma grubunuz olsun. Okumak için bir araya gelen insanlardan kimseye zarar gelmez. Birbirinize güvenin ve birlikte okuyun.
- Kitapları nasıl seçeceksiniz?
a) Herkesçe okunması ortak kabul görmüş kitaplar vardır. Bunlara klasik de denir. Klasik kitaplar tereddüt edilmeden alınıp okunabilir. Bu kitaplar genellikle 20. yüzyılın ilk yarısında ve daha öncesinde yazılmış ve tüm dünyada kabul görmüş kitaplardır. Derslerde bunlardan sıkça söz edilir. Önemli üniversitelerin öğrenciler için zorunlu okuma listelerinde bunlar yer alır.
b) Yeni yazılmış kitaplar ise sizin ilgi alanınıza hitap edenlerdir. Kitapları seçerken bakacağınız ilk yer, içindekiler kısmıdır. Kitabın hemen Önsözünü, mümkünse Giriş kısmını da okuyun. Bu kısımlar kitabı alıp almamanız veya okumaya devam etme konusunda yardımcı olacaktır.
c) Öğrencisiyle ilgili olan akademisyenler, genellikle kendi alanlarını ve yakın alanları ilgilendiren konularda mutlaka bir okuma listesi yayınlıyorlardır. Bu hocaları takip ederek, iyi kitap seçimi yapılabilir.
d) Kitaplar tek tek alınır! Bu önemli bir kuraldır. Sakın ola “setçiler”den set kitap almayın. Set olarak aldığınız kitaplar bir kenarda duracak ve muhtemelen hiçbirine bakmayacaksınızdır. Kitap biriktirmekten çok okuduktan sonra almayı deneyin. Set kitap asla almayın. Set kitap sadece ticari amaç güder. Ayrıca taksitlendirme gibi, sizi uzun vadede borçlandıran bir tuzağa iter. - Kitapların seçiminde yazar kadar yayınevi de önemli bir kriterdir. Bazı yayınevleri tabir yerindeyse merdiven altıdır. Ne editörleri vardır, ne çevirmenleri. Sadece ucuza kitap basıp, satma amacı taşırlar. Güvenilir yayınevi, editörü olan ve her bir kitabın en az bir editör incelemesinden geçiren yayınevidir. Bu ciddi yayınevleri sizi hayal kırıklığına uğratmaz. Elbette eh işte! kategorisinde de kitaplar basabilirler, ancak güvenilirlik konusunda sıkıntıları olmaz.
a) Yayınevi özellikle çeviri kitaplarda daha da önemlidir. Mümkün olduğunca kitabın orijinal dilinden çeviri olmasına dikkat edin. Aslı Latince olan bir kitabın Latince çevirisi, Fransızca olan bir kitabın Fransızca’dan çevrilmiş olmasına dikkat edin. Çevirmeni mutlaka araştırın. Çevirmen dile hakim bir insan olmalıdır. En iyisi hem dile, hem alana hakim olandır. Bir de çevirisi akıcıysa, bu kişiden şaşmayın.
b) Çevirmenin gerçek bir kişi olduğuna dikkat edin. Burada şaka yaptığımı düşünmeyin. Bazı merdiven altı yayıncılar, gerçekte bir çevirmen olmadığı halde, gerçek yayınevlerinin çevirilerini alıp, ortaya bir harman yapıp ucuza kitap satmaktadır. Haliyle çeviri ve telif parası ödeyen gerçek yayınevlerinin kitapları daha pahalı olmaktadır. Bu da talebi mervideven altına yöneltmekte, bu kısırlık entelektüel camiaya zarar vermektedir. - TSUNDOKU tehlikeli ve yasaktır. Kitaplar kütüphaneleri süslemek için değildir. Özellikle akademisyenlerin (kendim de içindeyim, özeleştiri yapıyorum) okumadığımız/okumayacağımız kitapları almaya bayılırız. Aldığımız kitapların önemli bir kısmı okunmayı bekler. Okuruz ama satın aldığımız hızda değil. O yüzden tsundoku yapmayın, okuyun, özümseyin ve yenilere açık olun.
- Hiçbir kitaba önyargılı yaklaşmayın. Kitaplar da çok kötü, kötü, eh işte, iyi, çok iyi diye hiyerarşiye sahiptir. Ancak bu ileri sürdükleri görüşlerden bağımsız bir kategorilendirmedir. Kitapları iyi kılan şey, öncelikle tutarlılıktır. Kitapta ileri sürülen görüş, etraflıca ve çelişkiye düşmeden açıklanabilmiş midir? İkinci olarak, dil akıcı ve kitap kendini okutuyor mudur? Üçüncüsü genel tekrar, yuvarlak laflar etrafında mı dönüyor, yoksa ciddi ve yeni tespitler ortaya koyuyor mu? Hiçbir kitap bir kere okumayla sizin ideolojinizi ve hayat tarzını değiştirmeye muktedir değildir. O yüzden farklı görüşleri ve kaynakları okumayı ihmal etmeyin. tek taraflı beslenmeyin.
- Bizim önerilerimiz adı üstünde öneridir. Kimsenin kendini “zorunda” hissetmesine ve evhama kapılmasına gerek yoktur.
.
.
ÖNEMLİ NOT: Fotokopi kitabı öldürür. Baskısı olmayan eski basım kitaplar hariç, asla bir kitabın fotokopisini kullanmayın. Bu akademik dünyanın en büyük düşmanıdır.

Önce kitapları nasıl okuyacağımızı öğrenmekle başlayalım.
Kitaplar yazılış amaçlarına göre farklılık gösterir. Hedefleri, okur kitlesi ve okuyucuya kazandırmak istedikleri hep farklıdır. Bu sebeple akademik bir kitabın okunuşu ile bir romanı okumak arasında da fark olmalıdır. Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümüne gelen öğrencinin temel sermayesi okumaktır. En önemli eylemi, geleceğe birikimi okumaktır.
[Arka kapak yazısı]
Pek çok insan ne tür kitaplar okuması gerektiği konusunda büyük bir kaygı taşır. Kütüphanelerin ya da kitabevlerinin raflarını dolduran binlerce kitap arasından kendi yolunu aydınlatacak olanları bulmak için yoğun bir çaba harcaması gerektiğini düşünür. Yazarlara en çok sorulan sorulardan biri, kimleri ya da neleri okuduklarına dairdir hep. Hiç şüphesiz, doğru kitapları bulmak ve boşa zaman kaybetmeksizin, sınırlı zamanda ‘en iyileri’ okumak önemlidir ancak ‘ne tür’ veya ‘hangi’ kitapların okunmasına olan odaklanma hemen her zaman okumanın nasıl yapılması gerektiği konusunun üstünkörü geçilmesine ve sonuçta, doğru kitaplara ulaşılmış olsa bile büyük bir zaman kaybına ve kafa karışıklığına sebep olur. Böylesi bir durumda ilk başvurulan savunma o kitabın ‘doğru kitap’ olmadığı şeklindedir. İnsanların o kitapta ‘ne bulduklarını’ bir türlü anlayamamaktadır okur. Elindeki ‘sıradan’ görünümlü kitap nasıl olup da yüzyıllara dayanmış ve büyük bir eser olarak kendisine ayrılan başköşeye kurulmuştur. Derken, o kitap bırakılır, yeni bir doğru kitap için yeni bir arayış..bu böyle sürer gider.
Her kitap ayrı bir dünyadır. Kağıt üzerinde yazılı her metni aynı şekilde okumak mümkün olsa bile, aynı şekilde anlamına varmak ve tam bir kavrayışla, yazarın vermek istediklerini almak mümkün değildir. Shakespeare’nin onca çağrışımlara açılan soneleriyle, herhangi bir yemek kitabını aynı şekilde okumak elbette mümkün değildir. Balzac’tan, Tolstoy’dan, Stendhal’dan okumakla, bir toplantı raporu okumak nasıl bir tutulabilir. Benzer şekilde, bir kimsenin her gece uykuya dalmadan önce sevdiği bir kitaptan belli bir bölüm okumasıyla, diyelim bir akademisyenin, bir konu üzerine aynı anda beş on makaleyi eşzamanlı olarak okuması aynı okuma eylemi midir?

Lisans öğrencilerine ilk Hayvan Çiftliğini tavsiye etmek adettendir.
Bu bir ütopya mı, distopya mı veya ütopyaların imkansızlığını anlatan kısa bir öykü mü, tartışılır. Tartışmasız olan ise, ideal ve tamamen eşitlikçi bir dünya için devrim yapan hayvanların, zamanla en çok eleştirdikleri ve karşı oldukları insana benzeyerek, eşitliği iktidar sahipleri lehine bozmalarıdır. Tüm hayvanların eşit olduğunu söyleyen ilk düsturlarına bir süre sonra iktidar sahipleri “domuzlar daha eşittir” ibaresini ekleyecektir. Okurken iktidar ilişkileri ve mutlak iktidarın nasıl yozlaştığını gözlemleyiniz.
İlk olarak 1945 yılında yazılan küçük peri masalı dünyanın tüm önemli dillerine çevrilmiş, Türkçe’de farklı yayınevlerince yüzlerce baskısı yapılmıştır.
[Tanıtım yazısı]

Hepimiz kendi dünyamız içinde bir akvaryumdayız. Yarattığımız dünyayı öylesine benimsedik ve içinde kaybolduk ki; bu dünyayı dışarıdan bir tepeden izlememiz imkansız hale geldi.
20. yüzyılın başlarında yazılmış, bir Samoalının gözünden Avrupayı anlatan bu kitap, bugün yazılmış olsaydı eminin 10 katı kalınlıkta olurdu. Hele ki, insan oğlunun el kadar bir cam kapaklı metale hayatını bağlaması, gece gündüz bu küçük şeyle hareket etmesi, bir Samoalının şaşkınlığından kaçmazdı.
Yaşadığınız dünyayı daha iyi anlamlandırabilmeniz, dünyayı dışarıdan görebilmeniz ve sizden başka dünyaların olabileceğini görmenizi sağlayacak küçük kitaptır Papalagi…
[Tanıtım yazısı]
Papalagi denince beyazlar ya da yabancılar anlaşılır. Ama sözcüğü sözcüğüne çevrilirse göğü dalan anlamına gelir. Samoa’ya ilk misyoner bir yelkenliyle gelmişti. Yerliler bu beyaz yelkenliyi ufukta bir delik olarak gördüler, beyaz adamın içinden çıkıp kendilerine geldiği bir delik. O, göğü delip geçmişti.
“Yüzyılımızın başlarında yayımlanan Göğü Delen Adam bugün artık bir yeşil klasiği olarak okunurken, başlığının kaynaklandığı şiirsel metafor, bir de düz anlam içermeye başlıyor; çünkü Papalagi sonunda göğü gerçekten delmeyi başardı, ‘ozon deliğinin’ içinden ne tür bir yelkenlinin çıkageleceğiniyse zaman gösterecek.” – Ahmet Güngörün / Çerçeve
“Teknolojinin günlük yaşamımıza getirdiği açmazlar her gün dünyamızda yeni ‘handikap’ların kapılarını aralamıyor mu? Birincisi bu ‘handikap’ları yalın, süssüz bir dille anlattığı için önemli Göğü Delen Adam. Uygarlığımızın bu karmaşasında yönelttiği acımasız okların hedefini bulması açısından önemli. Basit de olsa eleştirisini haklı gerekçelere dayandırması açısından önemli. İkincisi, bize pek az bildiğimiz dünyaların ufkunu açmasından önemli.” – Refik Durbaş / Milliyet Sanat
“Sadece keyif için değil, üniversitede sosyoloji, antropoloji derslerinde ve hatta liselerde sosyal bilgiler derslerinde bile okutulabilir. (…) Gerçek bir Samoalının gözleriyle Batı’yı görmek, insanın ufkunu çok genişleten, yorumlara yepyeni boyutlar kazandıran bir süreç.” – Semra Somersan /Cumhuriyet

Edebiyat tarihinde ütopyaların kurucusu kabul edilir bu kitap. 16. yüzyılın başlarında Thomas More, bir kaptanın ağzıyla bir yer yüzü cenneti, ideal bir devlet tarif etmektedir. Bu ideal devlet peşinde koşma hiç bitmeyecektir. Ou-topos (olmayan ülke) başka yazarlara da ilham kaynağı olacak ve bu konu hiç bitmeden işlenecektir.
Latince orijinalinden çeviri olması sebebiyle Kabalcı Kitabevi yayını tavsiye edilmektedir.
İş Bankası Kültür Yayınlarında ise Sabahattin Eyüboğlu, Vedat Günyol ve Mina Urgan çevirisi vardır. Mina Urgan’ın Ütopya üzerine önemli bir değerlendirme yazısı vardır.
Ütopya okumalarında aşağıdaki eserlere bakılabilir:
Tommaso Campanella, Güneş Ülkesi, (çev. Çiğdem Dürüşken), Kabalcı, İstanbul, 2011.
Francis Bacon, Yeni Atlantis, (çev. Çiğdem Dürüşken), Kabalcı, İstanbul, 2011.

Platon’un devleti ilk ideal devlet denemesidir. Platon diyaloglar yoluyla nasıl bir devlet olması gerektiği üzerine sizi düşünmeye sevkedecektir.
[Tanıtım Yazısı]
Platon (Eflatun, İÖ yaklaşık 428/7 – İÖ yaklaşık 348/7) : Bugünkü üniversitenin atası sayılan Akademia’nın kurucusu (İÖ 387) ve hocası Sokrates’i konuşturduğu “diyaloglar”la felsefeyi yazıya en iyi aktarmış olan ustalardan biridir. Sokrates’in Savunması (Apologia) ile birlikte diyaloglarının en tanınmışı olan Devlet (Politeia)’te ise Platon, “iyilik”, “eşitlik”, ‘güçlülük” ve “haklılık” gibi “insanlık durumları”nı irdeleyerek düşlediği en iyi devleti anlatmış ve bu temel yapıt, ister yanında ister karşısında olsunlar, 2000 yılı aşkın süredir ortaya konan bütün devlet kuramı ya da toplum düzenlerinin başvuru kaynakları arasında yer almıştır.

Platon’un Devlet’ini bir de Doğudan Farabi ile okumak. El Medinetü’l Fazıla İslam felsefesinin Türkiye’de en önemli ismi Prof.Dr. Ahmet Arslan tarafından çevrilmiş.
[Tanıtım Yazısı]
Farabî (870-950): Türk-İslam filozofu, gökbilimci, müzisyen. İslam’ın Altın Çağ’ının en önemli isimlerden biridir. Farabî yükseköğrenimini Bağdat’ta tamamladı, zamanın ünlü bilginlerinden ders aldı. Aristoteles’in ve Platon’un eserlerini inceledi, bu iki filozofun felsefelerini İslam’la bağdaştırmaya, bu sayede İslam dinine felsefi bir nitelik kazandırmaya çalıştı. Felsefeye mantık ile başlayıp metafizik üzerinde durdu; felsefenin dil, siyaset, doğa, zihin ile ilgilenen dallarında eserler verdi; müzik aletleri geliştirdi, müzik ve psikoloji konularında yazdı.
İslam felsefesinin gelişmesini ve korunmasını sağladı, İlkçağ Yunan-Latin eserlerinin Arapça tercümelerinden yararlanmak zorunda kalan ve kendisini Alpharabius ismiyle anan Batılı Orta Çağ düşüncesini etkiledi.
İdeal Devlet bilinen 103 eserinden sonuncusudur ve Farabî’nin felsefesini tüm açılardan yansıtır. Eserde İlk Var Olan’ın nitelikleri, diğer varlıkların nasıl meydana geldiği, varlıkların dereceleri, bunun organlardaki karşılığı, bir beden gibi işleyen şehri/toplumu yönetecek kişinin nitelikleri, şehir/toplum türleri, her birinin güçlü ve zayıf yanları ele alınır.

Platon, dinsizlik ve gençleri yoldan çıkarmakla suçlanan ve ölüm cezasına mahkum edilen hocası Sokrates’i anlatır. Bir adalet arayışı örneğidir.
[Tanıtım Yazısı]
Platon (MÖ yaklaşık 428-MÖ yaklaşık 348): Bugünkü üniversitenin atası sayılan Akademia’nın kurucusu ve hocası Sokrates’i konuşturduğu diyaloglarla felsefeyi yazıya en iyi aktarmış ustalardan biridir. Bu kitapta birbirini tamamlayan dört diyalog yer almaktadır. İlk diyalog olan Euthyphron’da yargılanışının öncesi anlatılır ve dinsizlikle suçlanan Sokrates’in inançları hakkında bilgi verilir. Sokrates’in Savunması’nda ise yargı süreci anlatılmaktadır. Kriton’da hüküm sonrası anlatılır, bir yurttaşın saygı duyması gereken ilkeler tartışılır.

Ütopya düşüncesi ideal devletin nasıl olması gerektiğine dair bir çerçeve sunarken, bu tasavvurun karanlık ihtimallerini anlamak için distopyaları okumak zorunludur; bu bağlamda 1984, George Orwell’ın kaleminden çıkan ve iktidarın yalnızca davranışları değil, düşünceleri de denetlediği, dilin ve hakikatin yeniden üretildiği, bireyin ise giderek silikleştirildiği bir düzeni çarpıcı biçimde ortaya koyan kurucu bir eserdir. Gözetim, propaganda ve gerçeklik manipülasyonu üzerinden totaliter sistemlerin mantığını görünür kılan bu roman, yalnızca edebî bir metin değil, aynı zamanda siyaset bilimi, hukuk ve insan hakları açısından temel bir referanstır; bu nedenle özellikle bu alanlarda eğitim gören bir lisans öğrencisinin bu kitabı okumadan mezun olmaması gerektiği kanaatindeyim.
Lisans mezuniyeti öncesinde distopyalardan birkaç tanesi muhakkak okunmalıdır:
Aldous Huxley, Cesur Yeni Dünya, (çev. Ümit Tosun), İthaki Yayınları, İstanbul, 2021.
Ray Bradbury, Fahrenheit 451, (çev. Dost Körpe), İthaki Yayınları, İstanbul, 2021.

Nasıl okuyacağımız sorunundan sonra kuşkusuz diğer bir sorun nasıl yazacağımızdır.
Öncelikle bu sorunun size mahsus olmadığını bilin. Bu sorunun sosyal bilimcilerin çoğunluğuna ait olduğunu gören Becker, bu konuda yaşadığı tecrübelerle sizlere tüyo vermek istiyor.
[Arka kapak yazısı]
Akademik dünya nasıl işler? Yazmak ve yayın yapmak bu dünyada nasıl bir yer kaplar? Siz, bu dünyada ne tür bir rol almak istiyorsunuz? Yazma ve yayın yapma biçiminiz, seçtiğiniz rolü oynayıp oynayamayacağınızı nasıl etkileyecektir? Bu sorular, kesin yanıtları olmayan temel sorulardır. Kesin yanıtlan yoktur, çünkü akademisyenler de en az başkaları kadar kendi toplumsal dünyalarını sorgulama hususunda isteksizdirler. Sırlarının ifşa edilmesini, mahremlerine girilmesini ya da kurucu mitlerinin peri masalları olduğunun bilinmesini istemezler. Deneyimlerine ilişkin başarı hikâyeleri anlatmaya ve özellikle de bütün o görünen kargaşaya rağmen üniversitenin ne kadar “rasyonel” bir yer olduğuna vurgu yapmaya bayılırlar.
Amerikan sosyolojisinin yaşayan devlerinden Becker, işte bu dünyanın büyüsünü kaçırmaya çalışıyor. Üniversitenin mahremine giriyor ve akademik yazımın örtük veya açık kaidelerinin vasata prim veren, yaratıcı düşünceye ise ket vuran etkilerinden bahsediyor.

Yöntem meselesi ise değir bir temel sorunumuz. Bilim ve bilimsel yöntem meselesini tam kavramadan okumaya ve yazmaya geçmek sizi eksik bırakacaktır. Bilimin ne olduğunu, bilimsel yöntemi ve yöntemi araştırma tekniklerinden ayıran özellikleri, sosyal bilimlerdeki temel tartışmaları alanındaki yetkin hocalardan okuyunuz.
[Arka kapak yazısı]
50 Soruda Bilim ve Bilimsel Yöntem’de bilgibilim, bilim felsefesi, bilim tarihi bağlamında dolaşan sorular, A. Osman Gürel, Alâeddin Şenel, E. Zeynep Güler, Ender Helvacıoğlu, Alan Sokal, Funda Karapehlivan Şenel, Hasan Aydın, İsmihan Yusubov, Kerem Cankoçak, Korkut Boratav, Müjgan Tez, Onur Hamzaoğlu ve Yaman Örs tarafından yanıtlandı…
Bilgi edinmenin bilimsel olan ve olmayan yöntemleri nelerdir? Bilimsel yöntem ile “araştırma teknikleri” arasındaki fark nedir? Bilimde önermelerin yanlışlanması üzerine ne söylenebilir? Matematik bir bilim midir? Gerçekliğin istatistiklerle doğru yansıtılması ile çarpık yansıtılması nasıl açıklanabilir? Kuramsal fizikte “belirsizlik” ve “görelilik” durumları, gerçekliğin kişiden kişiye değişeceği anlamına gelir mi? Çağdaş bilimlerin tohumları nerede atıldı? Doğa bilimleri nasıl sınıflandırılabilir? Doğa bilimleri – sosyal bilimler ayrışması nasıl gerçekleşti? Tarih biliminin öteki toplum bilimlerinden ayrılan özellikleri nedir? Sosyolojide karma yöntem nedir? İktisat bilimi, günümüzdeki biçim ve içeriğiyle bir sosyal bilim midir? Dinin bilimsel bilgi üretimi üzerine etkileri nedir? Toplum bilimlerinde devrim olur mu?

Bilimsel bakış açısını anlama bakımından, sadece akıcı bir kitap önerisi.
Bu kitabın Russell okumalarına da başlangıç teşkil etmesi dileğiyle.
[Arka kapak yazısı]
Bilimsel Bakış’ta Bertrand Russell bilimin ne olduğunu açıklıyor, bilimi din ile sanat gibi öteki bilme biçimlerinden nelerin ayırdığı üzerinde duruyor ve bilimsel toplumun geleceğiyle ilgili öngörülerini paylaşıyor. Russell’a göre bilim belli olguları birbirine bağlayan genel yasaları araştırır, bu anlamda, ancak soyut ve hayali bilgilere ulaşabilen diğer bilme biçimlerinden üstündür.

Benim hazırladığım Seminer Kılavuzunun, daha görmüş geçirmiş, daha eğlenceli ve bir kitabevi tarafından basılmış hali.
Bu kitapla birlikte, bilimsel araştırma ve yazmaya ilişkin altyapınız hazır olacak. Artık okuma ve yazma zamanı…
[Tanıtım yazısı]
“Öğrenciler bir bakıma kırkayak gibidirler ama kırk ayağı olduğunu bilmeyen bir kırkayak gibi. Çoğu ayaklarının farkında bile değildir. Ödev ve tez sürecinde bir sorunla karşılaştıklarında, durakladıklarında, ayaklarına bakmayı genellikle akletmezler! Onun yerine kırkayak olmayanlardan medet umarlar; örneğin tırtıllığını çoktan geride bırakmış kelebeklere gözlerini dikerler. Ne büyük yanlış. Oysa belki de on birinci ayaktaki ayakkabı vurmaktadır; hepsi o. Kelebekten medet ummak yerine, bir ayakkabıcı bulmak gerekmektedir. Bu metin ayakkabıcı rolüne çıkmayı reddeder. Ama çarıklarını çekip en yakın ayakkabıcının nerede olabileceğine ilişkin, ihtiyaç duyanla birlikte düşünmeye ve yola çıkmaya hazırdır.”