Go, yeni ve uzun bir başlangıç

uzakdoğunun sırlarla dolu, taşlı yolları…

büyüleyici bir oyun GO!

 

çiçeklerle oynamanın adı ikebana’dır; tahta parçalarıyla, en iyilerinin çözümü bir ömür gerektiren çok çözümlü bulmacalar oynanır; origami; kağıtla oynanır ve leylek, horoz ve yaban kuşları biçiminde katlanır; hecelerle oynanır; otuz bir heceyle beş dize halinde bir tanka, onyedi heceyle üç dizelik haika yapılır…

imparatorun buyruğu üzerine, yüz şairin yazdığı dört bin beş yüz kadar tankadan, hem kağıttan bir masal hayvanı, hem on bin çiçeklik bir demet, hem bir bahçe, hem de siyah beyaz taşları, iyi ya da kötü, eski ya da yeni, dokumalı ya da resimli şiirlerden dev bir GO oyunu olan seçki oluşturulur

 

İster bundan dört bin yıl önce Çin imparatoru Shun’un zekası biraz kıt olan oğlu Shang Kiun’un zekasını geliştirmek için icat ettiği sanılsın; ister ondan önceki hükümdar Yao’ya ait olduğu iddia edilsin; isterse de U adında bir uşağın imparator efendisi Ketsu’yu eğlendirmek için ortaya koyduğu bir oyun olduğu öne sürülsün, her nasıl icat edilmiş ya da ortaya çıkmışsa; GO kendisine yaklaşanı içine çeken ve sunduğu esrar ile büyüleyen, sırlarla dolu bir uzak doğu sanatı olarak, milyonlarca meraklıyı etrafında toplamayı başarmış, giderek yaygınlaşan, turnuvalara ve kluplere konu olan, seçkin bir oyundur.

Esrarı oyunun içinde olmakla birlikte, açık olan şey GO’nun, yüzseksenbiri siyah, yüzsekseni beyaz, toplam üçyüzaltmışbir taş ile oynanan bir tahta oyunu olmasıdır. Tahta ondokuz yatay, ondokuz dikey çizgiyle bölünmüş ve toplam üçyüzaltmışbir kesişme noktasından ibarettir. Oyun tahta boş iken başlar, bir siyah bir beyaz ilerde kendisine ait olacak alanın sınırlarını koydukları taşlar ile çizmeye başlar ve oyun sonunda tahtadaki en çok alanı çevreleyen oyunu kazanır.

Ustaların dediği gibi; “iki öncü kendilerine kazık verilerek bir tarlaya salınır ve bu tarlada en çok alanı kazık çakarak çevreleyen alır…” bunun kuralları da o kadar çok değildir:

  • Oyun engelsiz bir oyunsa tahta boş başlar.
  • Bir siyah oynar, bir beyaz. En çok alan elde eden kazanır.
  • Taşların hepsi birbirine eşittir ve hareketsizdir. Esir alınmadıkça tahtadan kalkmazlar.
  • Çizgiyle bağlı olduğu özgürlük yolları (katsuro) rakip oyuncu tarafından kapatılmış taşlar esir alınır ve bunlar oyun sonunda oyuncunun elde ettiği alanları kapatmak için bekletilmektedir.
  • Bir taş kendini yok edemez. Ancak esir alıyorsa ölü noktaya taş koyulabilir. Ancak kısırdöngüsel esir almalar (ko) yasaktır.

 

İşte, tüm kurallar bundan ibarettir. Dışardan hareketsiz gibi gözlenebilecek oyun, kendi içinde büyük bir hareketlilik, beklenmedik saldırılar, esir almalar, alan çevirmeler ile dolu büyük bir hareketlilik ile devam eder.

Hemen temel birkaç fark vardır GO’yu diğer tahta oyunlarından ayıran:

 

  • Bu bir taş yeme oyunu değildir. Alan elde etme oyunudur.
  • Tahta boşken oyun başlar ve giderek karmaşıklaşır, giderek yoğun dikkat ister. Diğerlerinin aksine tahtanın en azami dolu olduğu an oyunun bittiği andır.
  • Kesin sonuçlanma kuralı yoktur. Mantıklı hamleler bittiği anda iki oyuncunun ortak kararı ile oyun biter. Kesin zafer ile sonuçlanır. Oyun 1-0 yahut 1-1 beraberlik gibi bir sonuçla değil, elde edilen alanların sayıldığı bir skor ile sonuçlanır.
  • Taşların hepsi aynıdır. Hareket etmezler. Esir olarak kaybedilen taşlar oyun sonunda eksi sonuç doğurur.
  • Bir ustayla daha amatör bir oyuncu oyun başında verilen avanslar (engeller) sayesinde oyuna eşit olarak başlar ve bu oyunu zevkli kılar.

 

Hemen hemen dörtbin yıllık ir geçmişi vardır. Çin’de ortaya çıktığı bilinir, ama efsane çoktur hakkında. Ondan sonra Japonya’ya girmiş ve Japon ustaların elerinde, kurulan GO Akademileri (Ki-İn) ile binlerce usta oyuncu yetiştirilmiştir. Bütün uzakdoğuda, Çin’de, Japonya’da, Kore’de, Tayland’da çok iyi ilinir ve oynanır. Yakın bir zamanda Japon kültürünü merak eden batılıların fark edip kendi ülkelerine taşıdıkları GO, artık sadece bir uzakdoğu sanatı değil, doğulu ustalara kafa tutan batılı ustaların yetiştiği akademilerin, kluplerin, oyuncu derneklerinin

olduğu beynelmilel bir oyun halini almıştır. Duyum öyledir ki; artık Amerika sokaklarında, Paris’te her yerde GO takımı satanlara rastlanır…

İlk olarak 1988 yılında ODTÜ GO Klubü, GO Türkiye Kurucu Ustası Alpar Kılınç tarafından kurulur. Kılınç, Türk-Japon Dostluk Derneği, ardından Türkiye GO Oyuncuları Derneği’nde GO öğretme ve oynama işini sürdürür. Onun ölümünden sonra ODTÜ’deki öğrenci kulubüne kurucu ustanın

adı verilir.