Dogmatik Yaklaşım ve Solcuların Polis Fobisi Üzerine

Uzun zamandan beri yazmak istediğim bir konuydu. Dün (yani 15 Haziran) mezun olduğum Polis Koleji’nin 84. kuruluş yıl dönümü idi.
Polis Koleji 1938 yılında (o zamanlar 2 yıllık olan Polis Enstitüsü ile birlikte) Atatürk’ün emri ile kurulan bir lise. Ortaokul mezunlarını alır ve Polis Akademisine öğrenci yetiştirmek üzere “fen” alanında lise eğitimi verir. Elbette ki, öğrenim fen öğrenimi de olsa, resmi üniforma ve hiyerarşiye alışıklık, planlı programlı hareket etme, emir verme emir alma gibi tutumlar ile astlık-üstlük gibi kavramlar, 14 yaşından itibaren inceden inceye işlenir. Hemen hepsi Anadolu’nun fakir ailelerinin çocuğu olan bu öğrenciler, hem akademik hem de kondisyon bakımından Türkiye’nin ilk bin kişisi arasından yerleşir. Sınavda iyi puan almak yetmez, aynı zamanda iyi bir kondisyona sahip olmak gerekir, spor sınavı vardır. O da yetmez, tam teşekküllü bir heyet raporu ile tam sağlıklı olmak gerekir. Velhasıl, devlet ilerleyen yıllarda emniyet müdürü, vali koltuğuna oturtacağı kişileri şansa bırakmak istemezdi. Kendi kucağında (ocağında) büyümüş bu Kolejliler arasından, sonuna kadar gideni ve siyasal ortama göre en makbul olanı o koltuklara oturacaktı.
O yüzden Polis Kolejine başlayan bir öğrenciye ilk fırçası “sen geleceğin valisisin, yakışıyor mu böyle yapmak!” olurdu. Yani 14 yaşında devletin valisi olmak gibi bir ideal, ilk günden yerleştirilirdi öğrencilere.
Polis Koleji ile ilgili daha sonra yazarım. Esasında yazmak gerekiyor. En keskin anılar bile gün be gün silikleşiyor. En çok muhabbet ettiğin kişileri, konuları unutuyorsun. Mesela bizim muhabbetlerimiz tam 90lı yıllara ışık tutacak nitelikten. Hafızayı diri tutmak çok önemli, o yüzden yazmalıyız.
Şimdi gelelim dogmatik yaklaşıma, bu yaklaşımla yaratılan dogmatik idelere ve haliyle solcuların polis fobisine.
Bulunduğum bazı ortamlarda “biz polisi böyle tanımazdık!” veya “polise karşı önyargımızı kırdın!” gibi ifadelerle karşılaştım, bu yazının asıl sebebi bunlar.
Öncelikle şunu söylemek lazım, polisin kaynağı homojen değildir. Türkiye çok çeşitli bir toplum, çok renkli. Az veya çok bu renk polis teşkilatına alımlarda da kendini gösterir. Bu alımlar politize oldukça veya belli grupların eline geçtikçe daha homojen bir hal alır, burası kesin. Yine de herkes tek kalemden alınmaz, bu zaten mümkün de olamaz.
Buna şu konuyu da eklemek gerekir. Polis teşkilatının politize olduğu düşünüldükçe, belli kesimlerin ilgisi artar, belli kesimlerin ilgisi azalır. Bu da ister istemez dengeyi bozan bir durum yaratır. Örneğin, (tamamiyle kurgusal bir örnek) polis teşkilatında ülkücülerin hakim olduğu söylentisi, ülkücülerin polis olma isteğini güçlendireceği gibi, bu algı pek çok kimsenin ülkü ocakları vasıtasıyla polis olacağına dönüşür. Öte yandan diyelim ki Alevilerin alınmadığı fikri, pek çok Alevi gencini “nasıl olsa alınmayacağız, kazansak bile almazlar” algısına kapılmasına sebep olur. İşte bu bir taraftan artış, diğer taraftan eksiliş ile Türkiye profilinin tam işlememesini sağlar.
Elbette bütün bunları, her siyasal iktidarın refere ettiği “en ziyade müsaadeye mazhar” kitlelerin olduğu şerhiyle söylüyorum.
İkinci mesele, polisin eğitimi ile ilgili. Ebette bütün sistem polisin tek kalemde yetişmesini sağlamaya yöneliktir. Farklı insan çıksın (örneğin sanatçı kişiliği öne çıkan, akademik yönü öne çıkan, sıradan insanlardan farklı hobisi olan insan vs) pek istenmez. Bu kişilerle ya yollar ayrılır yahut kişilerin bu yönü bastırılır. Sadece polis olması beklenir. Verilen emri yapan, üzerinde pek düşünme gereği duymayan, aile kurup çoluk çocuğa karışmış, siyasete bulaşmayan, sistemi eleştirmeyen, kendi halinde yurdum insanı olması istenir polisin. Hatta evleneceği kişi güvenlik soruşturmasından geçer. Sakıncalı olmaması, iffetli olması vs beklenir.
Elbette bu böyle olmaz gerçek hayatta. İnsanlar bir şekilde kişiliklerini ortaya koymaya çalışırlar. Hobileriyle uğraşmak, genel geçerden farkı bir yaşam tarzına sahip olurlar. Emniyetin baskılayabileceği kısım da bir yere kadardır.
Üçüncü mesele ise, polisin görev çeşitliliği ile alakalıdır. Sıradan yurdum insanına göre hemşire tek tiptir. Sorsak bin bir farklı iş yapan hemşire sayarlar. Elbette hepsi insanların sağlığı için vardır. Polis de böyledir. Total varlık sebebi güvenliğin sağlanması, kolluk faaliyetlerinin yürütülmesidir. Ancak bunun için onlarca farklı birim vardır. “Polis” bir tek iş çeşidini, tek bir düşünceyi, bir tek ideali ifade etmez.
Belli bir coğrafi alanda önleyici kolluk faaliyeti yapan polis merkezi (karakol) da vardır, trafiği tanzim eden trafik polisi de. Polis içinde idari görev yapanlar (personel, muhasebe, eğitim vb) olduğu gibi, vatandaşın/yabancıların idari işlerini yapanlar da vardır (yabancılar, pasaport, silah ruhsat vs). Asayiş şube gibi adi suçlar sonrası çalışan adli kolluk birimi de vardır, organize suçlarla, uyuşturucu ile mücadele eden birimler de. Velhasıl onlarca, hatta yüzlerce farklı kalem iş bir teşkilat tarafından yapılar ve hepsi birden “polis”tir.
Gelelim solcuların dogmatik yaklaşımları ile yarattıkları polis idesine.
Öncelikle, müesses nizamın koruyucusu olan polis fikri sosyalizmde de vardır. Sosyalist bir düzenin devamı için polis teşkilatlarının, gizli polis teşkilatlarının alası vardır. Dolayısıyla her siyasal düzen, kendini koruyacak bir polisin varlığını ister.
Polis sadece düzenin koruyucusu da değildir. Pek çok polis birimi doğrudan suçu önlemeye veya soruşturmaya yöneliktir. Örneğin benim yıllarca çalıştığım “olay yeri incele” birimi de hangi tür suç olursa olsun, delillerin doğru bir teknikle toplanması amacıyla kurulmuştur.
Solcuların “solcu” olarak karşılaşabilecekleri üç birim vardır: 1- Siyasi polis (istihbarat ve terörle mücadele), 2- Çevik kuvvet [Güvenlik Şube ile birlikte] (toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin vaz geçilmezi. 3- Özel Harekat (özel operasyon polisi). Bu üç birim polis üzerinden yaratılan “polis idesi” polisi tek homojen bir yapı ve sadece düzenin devamını sağlamaya yönelik bir “aparat” algısına sebep oluyor.
Bu sebeple, bu formatın dışında biri “polisi böyle bilmezdik” ile karşılanabiliyor.
Oysa, evinde hırsızlık olan en yakın karakola gider. Bazen küçük kabahatleri ve husumetleri Hulusi Kentmen görünümlü, babacan bir komiser çözebilir. Bütün bunları, polisin iletişim ve davranış sorunlarına şerh düşerek söylüyorum. Üzerinde çok konuşulabilir.
Sonuç olarak, polis tek karaktere sahip, tek kalem iş yapan, homojen bir grup değildir. Mümkün olduğu kadar memleketi temsil edici bir kaynaktan gelen ve farklı uzmanlık alanlarında çok farklı iş yapan bir meslektir. Bu mesleği icra edenlerin hepsi ideal bir iş çıkaramamaktadır. Eksiklikler ve aksaklıkları vardır. Sorun bunların olması değil, bunların konuşulmaması, çözüme yönelik adımlar atılmamasıdır.
Polise bir dokunsan, bin ah işitirsin. O da dertlidir, sorunludur. Çoğunlukla hak ettiğinden az kazandığını, kazancına göre çok fazla çalıştığını düşünür. Bayramlar ve özel günleri yoktur. Çoğunda da haklıdır. Ancak bunları enine boyuna konuşmak gerekir.
Polis için dogmatik bir ide yaratmaya gerek yoktur. Polis fobisine hiç gerek yoktur. Hukuk her şeyin ilacıdır. Polis kendi görev ve yetkisine uyduğu müddetçe, önyargılar ve fobiler kalmayacaktır.
Başka bir yazıda polisin önyargılarından söz ederiz.
Burada bitirelim.

Facebook 16 Haziran 2022